13 Nisan 2015 Pazartesi

KRYON İSTANBUL CELSESİ 1.GÜN (11 NİSAN 2015)

KRYON İSTANBUL CELSESİ 1. GÜN 

1999 yılında Bakırköy'de yürürken bir baktım tam önümde yerde  kitaplar serilmiş satılıyor. Tabii ki bakmadan geçmem mümkün değil :))  Kitapları incelerken bir kitap dikkatimi çekti. Adı KRYON :) Hiç duymadım. Nedir bilmiyorum.  şöyle bir baktım okudum arkasını falan çok ilginç. . Sanki Birşey beni AL diye itti ve İlk kez bir kitabı okumadan 3 cildini birden aldım ve hemen okumaya başladım.  Okudukça baktım benim gibi düşünen ve düşüncelerimi pekiştirip muhteşem bilgiler veren biri var.  Lee Carrol ve Sevgili Işık Varlık KRYON... O kitaplarda kendimi buldum, özümden gelen bilgileri buldum . Mutluluğu ve Özgürlüğü buldum.. Yıllarca takip ettim ve birgün bu celselerin yapıldığı salonda olmayı , Türkiye'ye gelmelerini  hep hayal ettim ve öyle de OLdu çok şükür <3  Lee Carrol  KRYON Bilgi paylaşımı ve Şifa Aktarım Çalışması için bu kez Türkiye'de ve bende yanlarındayım ;)

Gün saban 09:30 itibariyle başladı. 

Klasik konuşma ve Teşekkür faslından sonra Lee Carrol sahneye gelerek kendini ve KRYON’u tanıttı.  

Şili Paskalya Adasındaki gizemli 7 kızkardeş diziliminden bahsetti. O taşların oraya nasıl getirildiklerini anlattı. Benim çok sevdiğim Işık Varlıklar Pleadeslilerden bahsetti.  Rapa Nui medeniyetini anlattı. Daha sonra  kısa bir kanal bağlantısı yapıldı.  Öyle sevgi dolu bir enerji aktı ki, birden annem babam  tüm sevdiklerimin bana sarıldığını hissettim ve başımdan ayak ucuma kadar titredim.  Gerçekten olağanüstü bir deneyimdi. Bu kısa konuşmada verdiği mesaj hepimizin muhteşem varlıklar olduğuna yönelikti.  

Seda Bağcan diye bir hanım çıktı. Kendisi Şarkıcı besteci ve mantra yapıyormuş. Bugün oraya gidene kadar ismini dahi duymamıştım. Ses gerçekten muhteşem ! Benim katılmadığım şarkı gibi bir sürü nefes, ritüeller ve mantralar söyletti ve yaptırdı. Şu mantra şifa için şu mantra sevgi için şu mantra yaradana şükür falan şeklinde olduğu için bana  hitap etmedi.  Nitekim çok  sonra çok ilginç bir şey oldu Lee Carrol sahneye geldiğinde “Yaradana ulaşmak için bir nefes şekli, müzik, duruş şekli, hitap şekli falan yok. Yani bunun bir şekli şemali olmaz. Hissedersin içinde ve Olur” şeklinde bir açıklama yaparak  belki de farkında olmayarak önceki tüm gösterileri bir çırpıda çökertti ve beni de desteklemiş oldu :))  

Daha sonra Michelle Karen isimli bir bayan geldi. Uluslararsı ünlü bir astrolog ve Şaman bir hanım. Enerjisi çok güzel çok şeker bir hanımdı fakat onun da ismini duymamıştım ) Onun da kehanetleri şöyle :
Astrolojik olarak 4 tane portal açılıyor.  
Sizler için not aldım portalları aynen şöyle :
İlk Kozmik Portal  
20 Mart’da Güneş Tutulması ile açılmış.
4 Nisan’da Ay Tutulması,  
6 Nisan Plüto Uranüs Kare Açısı,  
18 Mayıs – 11 Haziran Merkürün Gerilemesi ve 21 Haziran Yaz dönümü. 

Bunların anlamı şuymuş : Yaratıcılık gücünü kullanma zamanı. Dişil Enerjilerin ve Eril enerjilerin birleşme zamanı.  Yanlış anlaışmaların ve geçmişten gelen çözülmeyen hatıralarla ya da insanlarla yüzleşme. Ve asıl size 1 ay önceden yazdığım ve uyardığım durum, Yani Herkesin maskesi düşüyor .  Herkes kendini açığa çıkarıyor ve hayatımıza girenler çıkanlar hızlanıyor fakat sağlam ilerliyoruz ;)
21 Haziran Yaz Dönümüne kadar iç dünyamızı ve hayatımızı kesinlikle düzene koymamız gerekiyormuş.
2. önemli kozmik portal  (3. Ve 4. Portalı söylemedi heralde yarın anlatacak)
12 Eylül Güneş Tutulması .. Herkesde bir düzene girme ve hayatı düzenleme hissi oluşacak.
23 Eylül Sonbahar Ekinoksu .  Bu da düzenlenen hayatları dengeleyecek.
27 Eylül Ay Tutulması  Yeni başlangıçlara kapı açacak.
14 Kasım – 14 Aralık Satürn – Neptün Kare  Açısı .. Tüm yanlışlıklar tüm yalanlar gerek ülke gerek kişisel anlamda ortaya çıkacak..
Bu arada Türkiyenin astoroljik haritasında 7 yıl sürecek olan bir  değişim ve dönüşüm sürecine girdiği görülüyormuş.  Hükümette ani ve beklenmeyen bir değişim olacakmış ( Burası acaip alkış aldı ;) )  
Önümüzdeki yıllarda Türkiye’de spiritüel açılımlar olacakmış.  Türkiye Boyutlar arası köprü olan bir ülke olduğu için spiritüel anlamda da yeri ve anlamı çok büyükmüş.  

Sonra ki kişi Coxon diye bir piyanist Besteci . Kanal vasıtasıyla müzik yapıyormuş. İlginçdi.  Kanal vasıtasıyla herkese kendi müziğini  yapıyor. İlgilenen olursa 250 USD ;)  

Öğle Yemeğinden Sonra  Lee Carrol Geçmiş bilgilerden DNA üzerine ve Zaman Kapsülü üzerine özet bilgiler verdi. (Bu arada hep yazdığım gibi DNA aktivasyonu yapıyorum gelin sizi uyumlayayım diyenlere inanmayın. hepimizin DNA'sı aktif . sahip olduğumuz bilgileri kullanarak, uygulayarak yükselip, açılım yapacağız)

Sonra Anders Holte diye biri  o da ses kanalı imiş. Yunusların müziğini falan yaptı şarkı söyledi. Yalnız inanılmaz güzel tınıları vardı ve enerjisi gerçekten çok yüksek ve ruhaniydi. Anders Holte’u ben şahsen çok tuttum. Youtube’dan müziklerine bakabilirsiniz. Ben de oradan bulursam dinlemeyi düşünüyorum.

Son olarak Lee Carrol tekrar geldi ve KRYON kanalı olarak bilgi aktarmaya başladı. Yani KRYON geldi Çok ruhani muhteşem bir enerji geliyordu KRYON geldiğinde o yüzden böyle bir kuş gibi pamuk gibi oluyor insan. Gözünüzü kapatıp dinlemek istiyorsunuz . Ben bir ara uyudum mu nedir ortamdan ayrılmışım cidden kopmuşum anlayamadım fakat geri döndüm neyseki :))  Bu yüzden vallahi sırf sizler için notlar almaya çaba gösterdim ve aldığım notlar da şöyle.. : Türkiye Toprakları çok özel çok kutsal. Hiç bilinmeyen Medeniyetler bulunacak bu topraklarda.  Uzun kafalı sanki şapka takmış gibi adamların çizimleri bulunacak.  Arkeologlarınız şaşıracak. Bulunan semboller Astroloji ile ilgili sanılacak oysa ki Tanrılarla ilgili..  Burada binlerce yıl medeniyetleri inşa edenler yine bu topraklarda şu an geri döndü ve yaşıyor.  Burada büyük bir uyanış var hissedin.  Bazılarınız korkuyor ve direniyor. Bazılarınız ise farkında.  Türkiye’nin genç insanlarında büyük ve beklenmedik bir uyanış var.  Eskiyi tutmak ve değişmemek için (negatif enerji olarak) direnenler ve savaşanlar da geri çekilmek ve değişmek zorunda kalacak.   Topraklarınız sizi çok iyi tanıyor çünkü hep buradaydınız.  Önceki yaşamlarınızda da buradaydınız. Ülkenizin toprağı ile bağınızı hissedin. İçinizde hissedin.  Şimdi yine buradasınız.  Yaşlı ruhlarsınız. Bilgeliğinizi kullanın. İnsan bilinci yavaş ilerler fakat mutlaka ilerler ve yenilenir.  Ve de öyle ..


Ve Bugünkü program bitti..Yarın yine sabahdan akşama kadar orada olacağım ve notlar alacağım.Hepinizin o güzel ışıl ışıl ruhundan öpüyor ve sevgiyle sarılıyorum.

Alev Cedimağar
Şifa ve Yaşam Terapisti.




13 Mart 2015 Cuma

GÜNEŞ TUTULMASI (20 MART 2015)

20 Mart Cuma günü Türkiye’de Yine bir Güneş Tutulması yaşanacak ve Sanki Şu an Kim daha fazla felaket senaryosu yazarsa  o daha iyi “Uzman” olur diye bir yarış varmış gibi,   birbiri arkasına gelen felaket mesajları  ve haberleri  bombardımanına tutulduk !   

Arkadaşlar öncelikle her zaman yazdığım gibi bir DEĞİŞİM Döngüsü yani  “Yükseliş Dönemi” içindeyiz.  Hepimizin Titreşimleri değişiyor ,Bilinç sıçraması yaşıyoruz ve dolayısıyla da bize ev sahipliği yapan Dünya ve akabinde de  tüm Kainat değişiyor. Çünkü Değişim Domino Taşları gibi birini tetikleyince tüm Kainatı dolaşıyor ve her şey Değişim Döngüsünün içinde kendi dönüşümünü gerçekleştiriyor. Dolayısıyla  Güneş Tutulmasının verdiği tetikleme ile Yerküre dahil olmak üzere hepimizde etkisi olacak lakin her zaman söylediğim gibi siz nasıl yönlendirirseniz öyle olur.  Eğer bu felaket senaryolarına inanarak enerjinizi buna yöneltirseniz, Olası ihtimalleri de kuvvetlendirerek gerçekleşmesi yönünde hızlandırırsınız. Diğer bir tercih de  her zaman olduğu gibi kendi senaryonuzu yazarak olası önlemleri alıp Sakin ve Huzurla Değişimi izlemek ve sevgiyle kabul etmek olur.

Eylemde kalarak  Şükürle  ve Yaradana Teslimiyetle  Akışda Olmayı  seçiyoruz..

Mesela  Bugün evinize DASK yani Deprem sigortası yaptırabilirsiniz.  Evinizin m2’sine göre  “1 yıllık” sigorta ücreti 100 TL civarında tutuyor. Birkaç sigorta şirketine sorarak en uygun fiyatı alabilirsiniz. Bu sizin Değişim içinde tedbirli ve enerjinizin daha sakin ve olumlu akmasına  destektir.  Bu arada Kişiler üzerinde   yaşanan  Ruhsal  “sert” geçişlerden dolayı , çevrenizde gelişen tüm  olaylara karşı daha farkındalıklı , daha bilerek yaklaşmanız çok önemli.  Herkesin kendi rolünü oynadığını ve bu rollerin bir kısmı kişisel ve çevresel farkındalığımızı arttırıp mesaj vermek iken , Bir kısmının da Toplumsal Bilinç çıkışı yaratmak için olduğunu her zaman hatırlayalım ve davranışlarımızla, sözlerimizle  yansıtarak bu  BİLGİ IŞIĞINI yayalım.

Bu dönem sahip olduğunuzu düşündüğünüz farkındalığınızı ve Işığınızı uygulama zamanı. Kim ne kadar neye sahip ise, yazılarından, konuşmalarından, davranışlarından sınanmaya başlandı bile.

Bu arada Kıssadan hisse misali yaşadığım bir olayı da paylaşmak istiyorum.

2013 yılında çok sevdiğim bir Astrolog  arkadaşım yıldız haritama bakarak tepemdeki dik açıları, kareleri , retroları falan anlatarak (hiç anlamam) bana belki de hayatımın en kötü 2 ayını geçireceğimi, maddi ve manevi tam bir DİP yaşayacağımı söylemişti.  Arkadaşım Sözünü bitirdikten sonra Ona           “ Söylediğin her şey ile şu an itibariyle ilgimi kestim ve hayatımdan iptal ettim.  Harika bir dönem yaşayacağıma ve bu yönde eylemlerde bulunacağıma inanıyorum ve de öyle Oldu” demiştim..  Arkadaşım da gülerek “ istediğin kadar iptal et  bu böyle Alevciğim” demişti ve Sonuç itibariyle her şey benim düşündüğüm   gibi çok güzel Olmuştu  ve onun bahsettiği  felaketleri yaşamamıştım  çok şükür J

Neye inanırsanız onu yaşarsınız..

EVRENLERİN TÜM POZİTİF ENERJİSİNİ VE DEĞİŞİMİ  SEVGİYLE KABUL EDİYORUM.

Yüce Yaradan Hepimizin Yolunu ve Ruhunu Aydınlatsın

Ve de öyle Oldu çok Şükür..

Alev Cedimağar
Şifa ve Yaşam Terapisti.

27 Şubat 2015 Cuma

BEDENİMİZİN VERDİĞİ MESAJLAR

Bedenimizin verdiği mesajlar ruhumuzdan gelir. Ruhsal enerjimiz bozulduğu zaman bu otomatik olarak fiziki bedenimize yansır. Bu anlamda her fiziksel rahatsızlığın vermek istediği ruhsal bir mesaj vardır.


Bir yere giderken düşmeniz ya da düşüp bacağınızı incitmeniz aslında ruhen gitmek istediğiniz yer ile ilgili stress ve rahatsızlığınızın yansımasıdır. Yani her görünen kaza kaza değildir .. 

Ya da Bağırsak ile ilgili yaşadığınız kabızlık sorunları maddiyatla ilgili kaygılar taşıdığınızı ya da maddi hayata olan zaafınızı  gösterir. Sürekli bağırsak sorunu yaşayan insanlar maddiyata olan düşkünlüklerini, manevi değerleriyle  dengeye getirdiklerinde rahatladıklarını görebilirler. 

Başka bir örnek olarak da herkesin sorumluluğunu üstüne alıp kendi sorumluluğu gibi taşımaya çalışan kişilerde sırt ve bel ağrısı çok olur. Bu insanların da herkesin kendine ait bir tekamül süreci olduğunu ve herkesin kendi sorumluluğunu kendi tekamülünü kendi özgür seçimleriyle yaşaması gerektiğini anlayarak sınırlarını çizmesi gerekir. Yani herkesin hayatı kendine benimki de bana  dediği an ağrılar biter :) 

Daha önce de bahsettiğim gibi kulak ağrıları ise duymaktan hoşlanmadığımız konuşmalara maruz kaldığımızda tepki verir.  Bize hoşlanmadığımız konuşmaları yapan kişilerle olan bağı kopardığımızda ya da konuyla ilgili direkt çözüme giderek konuyu kapadığımızda kulak ağrısı da biter :)  

Tabii tüm çözümler BİLGİ'nin ışığında olur.. Çok bilen hızlı yol alır ;) 

Baş ağrıları ve migren ise kontrolcü insanlarda olur. kontrol edemedikleri herşey için kendilerini suçlarlar ve daha fazla kontrol etmeye çalışarak girdikleri kısır döngü sonucunda ağrılar kaçınılmaz olur. Bu kişilerin en büyük ilacı ise her zaman söylediğim gibi, Yaradana Teslimiyet ve Şükür olmalıdır. Bu tür sınavlar inancınızı da sorgular.. 


Şimdi  Diğer konulara da  Louise Hay'in kitabından bakalım :) 


GÖZLER, görme kapasitesini temsil ediyor. Göz sorunları, görmek istemediğimiz bir şeyler olduğu anlamına geliyor. Kendimizle ya da hayatla ilgili; geçmişle, şimdiyle ya da gelecekle ilgili görmek istemediğimiz şeyler.


Bir çok insan gözlük takmaya başlamalarından 1-2 yıl öncesine dönüp görmek istemedikleri şeylerle yüz yüze gelmeyi kabul ettiklerinde, gözlerinde gözlük takmalarına gerek kalmayacak kadar iyileşme görüldü.


Şu anda olanları görmezden mi geliyorsunuz? Ne ile yüzleşmek istemiyorsunuz? Şu andan mı, yoksa gelecekten mi korkuyorsunuz? Eğer gerçekleri net bir şekilde görebilseydiniz, şu anda görmediğiniz neleri görüyor olacaktınız? Kendinize ne yaptığınızı görebiliyor musunuz?


Bakın, kendimize sormamız gereken ilginç sorular var, değil mi?


ASTIM, Kendin için nefes almayı hak etmeme duygusu. Astımlı çocuklar aşırı duyarlılığa sahip oluyorlar. Çevrelerinde tüm olan bitenlerden kendilerini sorumlu hissediyor ve suçluluk duyuyorlar. Kendilerini “değersiz” ve bu yüzden de suçlu hissederek, kendilerini cezalandırma ihtiyacındalar. Coğrafı değişiklikler bazen astım için yararlı oluyor, özellikle aileden uzaktaysa.


Genellikle astımlı çocuklar büyüdükçe hastalıklarını “yeniyorlar”. Yani ev ortamından okula giderek, evlenerek ya da yanlız yaşamaya başladıklarında, hastalık geçiyor. Ama hayatlarının bir döneminde, çocukluk dönemlerini hatırlatan bir deneyim yaşarlarsa bir astım nöbetine yakalanıyorlar. Böyle bir durumda, tepki gösterdikleri şey, o anda olanlar değil, çocukluklarında yaşadıkları bir şeyle duygu bağlantısı kurmaları oluyor.


CİLDİMİZ, bireyselliğimizin ifadesidir. Cilt sorunları genellikle bireyselliğimizin bir şekilde tehdit edilmesinden kaynaklanır. Başkalarının üzerimizde gücü olduğu duygusuna kapılırız. Cilt sorunlarından kurtulmanın en iyi yollarından biri, günde yüzlerce defa “kendimi onaylıyorum” demektir. Gücünüze tekrar sahip çıkın.(Louisa Hay)


Hepimize Farkındalık ve Şifa dolu Günler Diliyorum. Yüce Yaradan hepimizin yolunu ve ruhunu aydınlatsın..

Ve de öyle OLdu çok şükür ..


Alev Cedimağar   
Şifa ve Yaşam Terapisti  

20 Şubat 2015 Cuma

AN'da yaşanan Anılar..

Sizinle bir anımı paylaşmak istiyorum arkadaşlar...

Birden bire bunu paylaşma isteği duyduğuma göre vardır bir nedeni, hiçbirşey tesadüf değil...

Notlarım içinde olan BEN KİMİM başlıklı  CV'mi okuduysanız biliyorsunuzdur. Kendimi bildiğimden beri yani çocukluğumdan beri bir şekilde hep ruhaniyetin içinde oldum. Şimdi geriye baktığım zaman inanılmaz bir eğitim öğretim programı olarak görüyorum. Zaten hiçbirşey normal değildi ve ASLA KOLAY DA OLMADI. Yaşadıklarımı , fikirlerimi kimseyle paylaşamadığım için ruhsal anlamda hep tek başıma anlamak, işaretleri görmek ve ilerlemek durumunda kaldım. Yani aslında fikirlerimi kimseyle paylaşamamak beni anlayacak birilerinin olmaması bile benim için bir öğretiydi. Herkes gibi “normal” giden hayatımın içinde bana özel kitaplarım vardı ve onlarla baş başa kalmak benim için çok önemliydi. Bu arada içgüdüsel olarak da hayatımı gayet dengeli yaşadım. Yani gündüzleri normal dünyevi akışda, akşamları ise kendi özel dünyamda olmayı hep çok sevdim. Halen de çok severim ..


Bu zamanlarda yani 20’li yaşlarımdan 30’lu yaşlarımın başlarına kadar farklı zaman aralıklarında pek çok spiritüel gruba katıldım. O zamanlar yahoo üzerinden de gruplar vardı. Onları takip ediyor ve görüşmeye sohbet etmeye çalışıyordum ve oradaki tüm insanlar benim için özeldi !!  Çünkü Onlar benimle aynı düşünüyordu ruhsallığı kavramışlardı evrenin muhteşemliğini, ilahi planı, her şeyi.. ve aynı dili konuşabilirdik beni anlarlardı (!)  Hepsi sevgiydi, ışıkdı..  Yani ben hepsini böyle görüyordum ve çok mutluydum.. Fakat bir süre sonra "yüzyüze" tanışmalar başlayınca hiç de öyle olmadığını gördüm. İnanılmaz bir yüksek  Ego "Biz farklıyız “onlar” zavallı küçük insanlar" tavırları, Ben senden daha iyi bilirim, Biz özeliz bir arada olmalıyız diğerlerini boşverin !  Kaprisler, Kompleksler vs., Yani normal hayatta da etrafımda olan insanlardan görmediğim tuhaf tüm davranışlara şahit oldum ! 


Bu arada uzun yıllar devam ettiğim köy okullarına kitap, giysi ve oyuncak yardımları ile ilgili organizasyonlarıma hepsinin imkanı olduğu halde asla umursamamaları, bu arada iş yeri sahibi olan kişilere iş arayan arkadaşlarımın CV'lerini gönderip "bu kişinin durumu çok kötü. Sizde ya da çevrenizde varsa ihtiyacı olan ilgilenirmisiniz" taleplerime ilgisiz kalınması hatta "hayatlarında sorun istemediklerine" yönelik konuşmalar ve daha pek çok şey sonucunda Kendini spiritüel olarak tanımlayan insanların aslında nasıl birşey olduklarını nasıl sevgi ve ışık'dan bahsettiklerini anlayamadım. Üstelik bu insanların bir kısmı boyutlar arası gezen, astral seyahatler yapan, Gidip farklı boyutlarda varlıklarla konuşabilme yeteneğine sahip olduklarını söylerlerdi ve ben bunları olağanüstü bir özellik ve onları de Melek zannederdim  !! Yani bu yeteneğe sahip olan insanların SEVGİ Dolu ÖZEL olduklarını benden daha saf daha muhteşem olduklarını düşünürdüm.. Tabii ciddi bir hayal kırıklığı ve gruplardan uzaklaşarak kitaplarıma ve kendi içime daha fazla dönmeye başladım. Bu da hayırlara vesile oldu güzel oldu çok şükür J  Bu arada 100 kişi tanıdıysam halen çok sevdiğim ve saygı duyduğum 2 kişiyi tanımaktan büyük mutluluk duyuyorum. Nitekim onlarda benim gibi bu grup olaylarından çıkarak tek başına yürümeye devam eden  kişiler oldu.

Bu arada Işık ve Sevgi Maskesiyle başka kutuplara hizmet eden ve kendilerine “av” çekmeye çalışan grupların çoğunlukta olduğunu  da belirtmeliyim. Neyse ki özellikle böyle konularda hep gözüm açık olmuştur. Her zaman sessiz sakin sevgiyle uzaklaşmayı çok iyi bilmişimdir ;) 

Birgün Taksim'de Mac Donald's önünde arkadaşımı bekliyorum.. 1995 yılı falan.. İçimden bir ses karşı caddeye geçmemi söyledi. Fakat geçsem arkadaş beni bulamaz. O zaman cep telefonu falan yok. Fakat geçtim. Tam karşı köşeye. Beklerken birden arkamı döndüm ve apartmanın tabelasında Dr.REFET KAYSERİLİOĞLU yazısını gördüm !! Şaka gibi !! Ben Refet Bey'in tüm yazılarını okuyarak inanılmaz mutlu olurdum. Hemen çıktım apartmanın en üst katına. Çaldım kapıyı. Karşıma uzun boylu , entel sakallı beyaz saçlı falan bir adam yani Refet Bey çıktı.. "SERT" bir görünümü vardı konuşması da öyleydi. Fakat ben insanları Sert konuşan yumuşak konuşan diye ayırmam. Benim için yüreklerinin ruhlarının güzelliği ve yansıttıkları bilgi önemlidir ve Böyle insanlar beni Kapıdan kovsalar  bacadan girerim  Neyse.. Heyecanlandım birden daha yaşım da küçük.. Mümkünse konuşmak istediğimi söyledim. Bana Randevusuz neden geldin dedi "sertçe"  Tabii bir afalladım önce . Hele ki sertliğe hiç alışık olmayan ben :)) Neyse sonra hemen toparladım ve anlattım kısaca. Gir bakalım dedi :)) İçeride bir bayan bir de bir bey vardı. Girdim. Anlat bakiym ne konuşacaksın dedi. Bir an ne anlatacağımı hatta niye geldiğimi bile bilemedim. Cidden ne anlatmak istemiştim acaba ? Derken aklıma ilk geleni anlatmaya başladım. Yani Kafama takılan bu spiritüel gruplardaki insanları tavırlarını nasıl hem sipiritüel boyutlar arası kanallık falan yapıp da bu kadar egolarının yüksek olduklarını, herşeyi yanlış anlayarak kafalarına göre değerlendirdiklerini, hem ruhsal boyuttan bahsedip hem nasıl "göremediklerini" kendileriyle iletişim kuramadıklarını vs. anlattım.. Dinledi. Dinlerken çok ciddi gözlerime derin derin bakıyordu.  “ Uyanışın en büyük tuzağıdır bu” dedi.  “Onlar ruh olmayı öğrenmişler merak etme bir daha ki geldiklerinde de insan olmayı ve DENGE'de olmayı öğrenecekler. Sen kendine yetersin içinde ki Işığını takip et”  Dedi ve konuşma bitti ! Baktım devam gelmeyecek . Sanki bu  mesaj sana  yeter der gibi baktı :))   Teşekkür ettim çıktım. Fakat çıkarken sanki biraz gülümser gibi oldu :)) Allah Rahmet Eylesin Işık Oldu artık. belki oradan bu yazdıklarımı okuyup gülümsüyordur... 
Ben de ona sevgiyle gülümsüyor ve bu anımızın herkesi ve bütünün en yüksek hayrına IŞIK olmasını diliyorum.
Her zaman yazdığım gibi hiç kimseye ihtiyacımız yok. Bizim ışığımız bize yeter.bir cemaate bir topluluğa dahil olmak sizin daha da güçlendirmez. Siz zaten kendi gücünüze güveniyorsanız nerede olduğunuz fark etmez.  Kendi doğrularınız ve Işığınız size daima IŞIĞI gösterecektir.
Yüce Yaradana Teslim onun yolunda sevgiyle elele IŞIĞA doğru yürüyoruz.
Ve de öyle Oldu çok şükür…
Alev Cedimağar
Şifa ve Yaşam Terapisti 

16 Şubat 2015 Pazartesi

BEN SANA KİMSEYE KÖTÜLÜK ETME DEDİM. KENDİNİ SAVUNMA DEĞİL !!!!

İnsanlar belli spiritüel farkındalıkta olan kişilere ne isterse söyleyebileceklerini ya da ne yapsalar bu kişilerin bir şekilde tepki vermeyeceği gibi yanlış bir görüşe sahiptirler ve bazen inatla sabırları öyle zorlarlar ki , bu spiritüel insanların da cevap ya da tepki verebildiğini öğrenmek onları çok şaşırtır :)) Genelde de yakın aile çevresinden, arkadaşlarından, eşinden dostundan aldıkları cevap "Hani sen spiritüel öğretilere inanıyordun niye kızdın?" şeklinde olabilir :)) 
Spiritüel insan her şeye gülümseyen tepkisiz eylemsiz insan demek değildir.
Her insan gibi dünyevi boyuta uygun olarak kendi bilincine en uygun en pozitif tepkiyi vererek farkındalık yaratmayı amaçlar.
Bununla birlikte spiritüel insanın daima gülümsemesi,  daima susması,  hoşgörmesi gerektiğini düşünenler,  yaşadıkları duyguları dönüştüremedikleri ve kendilerini ifade etmedikleri için zamanla  ruhsal ve dolayısıyla fiziksel rahatsızlar göstermesi muhtemeldir.  Zaten bu bastırılan duyguları zamanla dengesiz ve olumsuz davranış ve konuşma şekliyle yansımaya başlar .   

Köyün birinde bir yılan yaşarmış. Bu yılan tüm köylülere saldırır korkuturmuş. Köylüler de yılanı görünce bana birşey yapmasın diye kaçacak yer ararmış. Bir gün yılan bir Derviş ile karşılaşmış. Derviş ona yaptığının yanlış olduğunu insanlara sevgiyle yaklaşması gerektiğini bu şekilde davranarak eline kötülükten başka birşey geçmeyeceğini ve mutlu olamayacağını anlatmış anlatmış... Aradan zaman geçmiş. Derviş bir bakmış yılan kendisine doğru geliyor ama üstü başı yara bere içinde kan revan... Derviş şaşırmış. Ne oldu sana böyle diye sormuş ? Yılan da aynen dediklerini yaptığını ama bu kez de insanların kendisine saldırdığını gördükleri yerde vurmaya çalıştıklarını anlatmış.. Derviş cevap vermiş : BEN SANA KİMSEYE KÖTÜLÜK ETME DEDİM. KENDİNİ SAVUNMA DEĞİL !!

Yukarıda özet yazdığım hikayeyi çok severim. Aslında üstüne yazılacak pek fazla birşey kalmıyor.
Tekrar Son kez hatırlatmak gerekirse,
Pozitif olmak demek size karşı gelişen olumsuz durumlara karşı tepkisiz kalmak demek değil, bilinç düzeyinize en uygun şekilde kendinizi ifade etmeniz demektir. 

Hayatta herşey Denge üzerine kuruludur.

Sevgilerimle 

Alev Cedimağar
Şifa ve Yaşam Terapisti

13 Şubat 2015 Cuma

BOĞAZ AĞRISI'nın bize anlatmak istediği nedir ?

 Kış Mevsimi ile çok bağdaştırılan ve artık normal gibi görünen Boğaz ağrıları , Boğaz ile ilgili sorunları bir de spiritüel yani enerji olarak inceleyelim. 

Bildiğiniz gibi Ruhsal yaşanan tüm sorunlar fiziksel olarak yansır ve bize bir mesaj verir. Mesela sürekli kulak ağrısı yaşayan çocukların aile içindeki kavga ve çatışmalardan yorulduğunu artık anne baba tartışması duymak istemediğini , ortamdan kaçmak istediğinin en güzel mesajıdır. Ya da günlük hayatın içinde hoşunuza gitmeyen şeyler duyduğunuzda kulak çevrenizde biriken negatif enerjinin etkisidir.  Yani Bedenimiz bizimle daima konuşur. Eğer onu anlamazsak bir süre sonra "Peki madem gitmek istiyorsan ben de kendimi geriye sararım ve bu dünyadan gideriz " diyerek olmadık hastalıklara evsahipliği yapar ve sizin ruhsal çöküşünüzü destekleyerek bize hadi gidelim ben hazırım mesajı verir . Tabii çözülmeyen her düğüm yani her sorun 3.Boyuta geri dönüşün (Yani Dünya'ya) değişmez anahtarlarıdır. 

Burada önemli olan sizin tercihiniz. Gitmek mi istiyorsunuz yoksa kalmak ve Hayatın tüm gerçeklerini öğrenerek Bilginin ışığında Anlayarak
yaşamak mı ? 


BOĞAZ, “istediğimiz şeyi söyleyebilme” ve “kendimizi ifade etme” yeteneğini temsil ediyor. Boğazla ilgili sorunlar, bunları yapmaktan korkmak, hakkımızı aramaktan çekinmek, “ben buyum” demek cesaretini gösterememekten ve kendimizi ifade edememekten  kaynaklanıyor.


Kızgınlık, boğaz ağrılarının en büyük sebebidir. Eğer soğuk algınlığı da varsa zihinsel karışıklık yaşıyoruz demektir. LARENJİT, konuşamayacak kadar öfkeli olmak anlamına gelir ve artık sakin ol kendine gel dengelen mesajı vermektedir.


Boğaz ayrıca bedendeki yaratıcı akışı da temsil eder. Yaratıcılığımızı ifade ettiğimiz bu bölgede, yaratıcılığımız engellendiğinde, boğazla ilgili sorunlarımız olur. Hepimiz tüm hayatlarını başkaları için yaşayan bir çok insan tanıyoruz. Kendi istediklerini hiç yapamayan, sürekli anne-baba-eş-sevgili-patronların istekleri ve beklentileri doğrultusunda yaşayan pek çok insan var. BADEMCİK ve TİROİD sorunları, kendi isteklerinizi gerçekleştirememekten kaynaklanan, engellenmiş yaratıcılığın sonucu oluşur. 


Boğazdaki enerji merkezi, yani beşinci çakra, bedende değişimin olduğu yerdir. Değişime karşı koyduğumuzda, değişimin tam ortasında ya da değişmeye çalıştığımızda, genellikle boğazımızda etkinlik artar. Öksürdüğümüzde ya da biri öksürdüğünde dikkat edin. Ne konuşuluyordu? Neye tepki gösteriyoruz? Direnç ve inatçılık mı, yoksa değişim süreci içinde miyiz? Grup çalışmalarımda öksürmeyi, kendini keşfetmede bir araç olarak kullanırım. Birisi öksürdüğünde, elini boğazına götürmesini ve yüksek sesle “Değişmeye Hazırım” ya da “Değişimi sevgiyle kabul ediyorum” demesini söylerim. Bunu sizin de alışkanlık haline getirerek yapmanızı nacizane tavsiye ederim :) 


Kendimize hatırlatmamız gereken cümle şu :  “Düşüncelerimi, hissettiklerimi, isteklerimi rahatlıkla ve özgürce dile getirebiliyorum. Yaratıcıyım. Sevgiyle konuşuyorum. Kendimi anlatmak için çabalamıyorum çünkü biliyorum ki herkes anlamak istediğini kadarını anlayacak.  Kendimi ifade ediyor olmaktan büyük mutluluk duyuyorum"


Alev Cedimağar   

Şifa ve Yaşam Terapisti

NOT: Boğaz ile ilgili bilgiler kendi çalışmalarım ve  Louise Hay kitabından derlenmiştir. 

12 Şubat 2015 Perşembe

AN'da kalmak ne demek ?

"AN'da kalabilmek" ve "AN'ı Yaşamak" demek,  Vurdumduymaz, nerede sabah orada akşam tarzı yaşamak DEĞİLDİR.

AN'ı yaşamak demek, Yaşanılan AN'a dikkatini vererek keyfini çıkarabilmek, alınması gereken mesajları alabilmek ve odaklanabilmek demektir. 

AN'ı yaşaması gerekirken, sürekli geçmiş de yaşanmış olanları ve gelecekte ise ne olacak endişesini taşıyanlar  yine AN'ı yaşamayı kaçırarak geçmiş mutsuz AN'larına bir yenisini eklerler ve gelecek endişeleri de artmaya devam eder. 

Her AN bir önceki AN'ın geçmişi ve bir sonraki AN'ın geleceği OLur.

AN'ı yaşayanların geçmişi ve geleceği de Şifa Ve Mutluluk Dolar.

AN'ı yaşayanların Yaradana Teslimiyeti Ve Kabulü de Mutlaktır..

Bu AN itibariyle;

Zamanın bizim ona yüklediğimiz bir anlam ve yanılsama olduğunun farkındayım. 

Sahip olduğum en yüksek farkındalıkla kendimi kontrol ederek, AN'da ve Denge'de  kalmayı,  AN'ı yaşayabilmeyi kendime daima hatırlatıyorum.

Bu yüksek Farkındalıkla,  hayatın bana farklı yollarla gönderdiği mesajlarını anlayarak, Keyifle, öğrenerek ve öğreterek Yaradanın Işığına doğru AŞK ile yürümeye devam ediyorum çok şükür..


Alev Cedimağar

Şifa ve Yaşam Terapisti