15 Ekim 2015 Perşembe

Özlemek Hem de ÇOK ÖZLEMEK...

Geçen sene 2 Eylül’de Annem bu Dünya’dan ayrıldığında benim gibi Annesini, Babasını, Evladını çok sevdiği yakınlarını kaybedenlerden bir sürü mesajlar almıştım.
“Alev Hanım kabullenişiniz, duruşunuz ve yaklaşımınız bize güç veriyor fakat ÖZLEM duygusu ile baş edemiyorum . Bunu nasıl başarıyorsunuz ? “ diye
Ben de hep aynı cevabı veriyordum.
“Şu an Özlem duygusuyla nasıl baş edilir bilmiyorum çünkü çok özlüyorum. Ben de öğreniyorum ve Öğrenince onu da yazacağım belki size de nacizane bir Işık Olur”
Sanırım kendi çapımda öğrendim özleyerek kor ateşler gibi yanmayı, sonra kül olup tekrar küllerimden doğmayı ve yanmaya alışarak kabul etmeyi. Ateşle bir olup ateşi hissetmemeyi..
Tabii bu arada bir şey daha öğrendim. Eskiden uzun süredir görmediğim arkadaşlara “seni çok özledim” derdim. Şimdi bu cümle bana anlamsız gelmeye başladı. Evet özlemiş olabilirim fakat içinde “çok” yok. Artık bunun yerine “seni gördüğüme çok sevindim” demeyi tercih ediyorum J Çünkü özlemek çok başka bir şeymiş…
Annem gidişiyle bana hiç yaşamadığım, bildiğimi sandığım fakat bilmediğim keskin bir viraj geçmeme yardımcı Oldu.
Bu Dünya’dan tüm Gidişleri kabul etmek , Herşeyin olması gerektiği zamanda olduğunu bilmek, Yaradana inanmak, güvenmek ve Ona teslim olmak benim için en kolay ve kabul edilebilir olanıydı.
Anneme olan özlemim, onu bir daha asla “Dünya gözüyle” göremeyecek, dokunamayacak, öpemeyecek, sarılamayacak, “Dur Alev güldürme vallahi karnım ağrıdı” sözlerini duyamayacak , içimden geldiği gibi sohbet edemeyecek, Sadece onunla paylaştığım olağanüstü durumları paylaşamayacak hatta ve hatta ana-kız tartışmalarımızı yapamayacak olmak.. işte ÖZLEMEK.
1 sene doluncaya kadar ruhsal olarak her dakika “geçen sene bu zamanlar şöyle yapıyorduk, Hastanedeydik, Şunu yaşamıştık” şeklinde hep bir hatırlama vardı. Şimdi Ekim ayı itibariyle en büyük farkındalığım, “şu an geçen sene yine yoktu” diye düşünerek ve düşündükçe geçen 1 sene boyunca da fiziki olarak onsuz fakat ruhen onunla geçirdiğim zamanı da kabullendiğimi fark ettim.. Demek ki “Derin” yas dönemi de bu 1 yıl süren AN’a dönüş kıyaslamaları kabullenişlerle hafifliyormuş.
Bu süre zarfında onu özlediğimi her fırsatta her ortamda paylaşarak içimde tutmayıp o özlem enerjisini kendimden hep serbest bıraktım. Serbest bıraktıkça kor ateşler daha az yakmaya başladı. Ağlamak istiyorsam ağladım. Anlatmak istiyorsam anlattım. Bu arada benim bu geçiş dönemimde yanımda olan ve varlıklarıyla beni mutlu eden Gerek bizzat hayatımın içinde gerekse Facebook sayfamda o güzel, naif ışıl ışıl ruhunuzdan bana akan tüm sevgi dolu sözleriniz için tüm dostlarıma da şükranlarımı gönderiyor, varlığınızın güzelliği karşısında sevgiyle eğiliyor ve hepinizi tüm ruhumla selamlıyorum. İyi ki varsınız..
Tabii geçen süre zarfında en önemlisi, Hayat’dan hiç kopmadım. Sizin de bildiğiniz gibi kendi tekamülüme , işime de şükürle devam ettim.
Özlem duygusunu hafifletmenin en önemli noktasının; kesinlikle duyguları içine atmamak ve paylaşmak.olduğunu “birkez daha” deneyimledim. Onu üzmeyeyim bunu sıkmayayım derseniz o yoğun enerji içinizde patlayarak fiziksel rahatsızlığa döner. Zaten bu dönemde de sizden sıkılan varsa bu da onun sınavı olur. Başınıza omzunu verenler ile omzunu sizden daha çok sevenlerin de bir ayrışma dönemi olduğunu görmek de farklı bir geçiş :) Yani yine her şey olması gerektiği gibi oluyor ve farklı bir farkındalıkla yol ayrımları özgür irade ve seçimle herkes görevini yapıyor , öğreniyor, öğretiyor ve yoluna devam ediyor.
Yine bu dönem de ağlayabildiğin kadar ağla, üzülebildiğin kadar üzül, özleyebildiğin kadar özle ve duygularını hafifleterek “Alışma” dönemine hazmederek geç dedim kendime ve öyle de Oldu.
Artık Özlemimi Sevgiyle , Alışmış ve kendimle bütünleşmiş benden hayatımdan biri olarak yaşamayı öğrendim. Özlem artık benim hücrelerimden bana ait bir duygu. Beni yakmıyor çünkü o ateş de benim külü de benim. Annemsiz yeni hayatımda onunda içinde olduğu her şeyle bütünleşmeyi öğrendim ve artık BİR Olduğumuzu daha derin ve farklı açıdan anladım.
Şimdi hayat devam ediyor ve hep edecek. Benim dünya üzerindeki rolüm bitmedi. Aynen sizler gibi. Yapacak daha çok işimiz ve öğrenecek daha çok yolumuz var. Yüce Yaradan hepimize Işık ve Sevgi Dolu öğretilerle aydınlatsın.
Tüm sevdiklerimiz ışıklarda sevgide yaşasın. Eminim hepsi Dünya’da ki geçiş süreçlerimizde bizlere “Lütfen varlığını , tekamülünü ve benim gidiş nedenimi, sana öğretmek istediğimi fark et” diyerek hepimize ruhsal destek vermeye devam ediyorlar.
Birgün Hepimiz tüm sevdiklerimizle aynı yerde yani YUVA’da buluşacağız. Zaten Dünya denilen bu boyutta topu topu 3 gün yaşıyoruz ;)
Nacizane anlatabildiysem ve bir Nebze de olsa IŞIK Olabildiysem ne mutlu bana..
Hepimizin yolu açık olsun..
Ve de öyle Oldu çok şükür..
Alev Cedimağar
Şifacı Rehber

14 Ekim 2015 Çarşamba

AYNA OLmak ya da AYNA OLMAK (!)

  
Uzun süredir dikkatimi çeken ve bir fırsat bulayım da yazayım şu konuyu dediğim konuya geldim çok şükür J

Malum Spiritüel Bilgilerin hazır olan ve olmayan bilinçlere akması ile birlikte olası Kaoslar da çıkmaya başladı.

Bu Kaoslar içinde elbette bilgiyi “kendi çıkarları” doğrultusunda yorumlayarak yansıtanlarında olması gayet normal.  Bunlar hep Oldu ve de Denge Gereği zaten olması da gerek. Önemli olan bizim aklımızın ve ruhumuzun dengede kalması gerekliliğidir. Bunun içinde çok okumak çok öğrenmek, cesurca analiz etmek sormak ve düşünmek çok önemli.


Geçmişte ve Halen Günümüzde  Pek çok insanın Dine sığınarak ve kendilerini korumak için kendi çıkarları doğrultusunda   “Allah öyle emretti” diyerek yaptıkları zulm, haksızlık ve eziyetleri şimdi de farklı şekillerde Spiritüel Bilgiler içinde görmeye başladık. Yani Sap ile Saman karışmaya hatta özellikle de karıştırılmaya başlandı.

 Spiritüel Konular içinde en yanlış ve de En çok Kullanılan artık herkesin ağzına sakız olmuş konu “AYNALIK” Yapmak.

Neymiş bu Aynalık böyle yarabbim herkes Oldu bir Ayna ! J)

“Aaaa kızdın mı şekerim ? Eee ben sana aynalık yaptım bana teşekkür etmen lazım fark ettirdiğim için  o zaman bir içine dön bak ! Herşey içinde !!”  J))

Şaka değil yukarıda ki konuşmaya eminim benim gibi bizzat şahit olan çok kişi vardır.

  “Kızdınmı şekerim” diyen bayan kendine bakmak haricinde (yani normal bir sohbet anında agresifleşerek o  lafları söyleten neydi ona ? Nasıl bir ruh hali veya sevgisizlik yaşıyordu. Ya da kendince nasıl bir güvensizlik ve ispat peşindeydi?) Herkese kendisinin nasıl bir “Guru” olduğunu ve “ne büyük dersler sunarak ” fark ettirdiğini  “Ben sizin aynanızım” diyerek anlatıyordu. İşin kötü tarafı da herkes ruhunu, canını acıtarak ve anlamak için beynini patlatarak dinliyordu. Birisi de çıkıp  “Tarzınız çirkin ve çok bayağı konuşuyorsunuz (al sana aynalık :D ) ve sayenizde böyle bir insan olmadığım için kendimle gurur duyduğumu fark ettim” diyemedi.

Şimdi bu konuya çok kesin bir açıklık getirelim.

Eğer biri size APTAL , KISKANÇ, YALANCI  veya benzer OLUMSUZ bir  kelime söyleyerek sizi suçluyorsa ve siz bu suçlamadan dolayı tepki veriyorsanız o zaman bu bir Ayna’lıkdır. Yani. Karşınızdaki kişi “kendinde var olanı” size  yansıtırken sizin verdiğiniz tepki ile de sizde var olanı da ortaya çıkarmış oluyor.  

Yani biraz daha detaylı açıklayalım, Size söylenen olumsuz laflara öfke duyarak “ben öyle değilim , ben şöyle değilim, Ya da BEN böyleyim, Ben Şuyum” şeklinde ispat ve inkar dolu cümlelerle sinirli olarak karşılık veriyorsanız işte o zaman gerçekten size bir aynalık yapıldığını anlayabilirsiniz. Çünkü kendinden emin olan kendini bilen kişi hiç umursamaz, ispat etmeye gerek görmez, “Nasıl istersen öyle düşün”  der ve yoluna devam eder. Çünkü kendini tanır ve duruma uygun en küçük bir eyleminin olmadığını , olsa da farkında olarak kabulde ve huzurda olduğunu bilir. Ayrıca O an kendisiyle ilgilenmek yerine “karşısındaki kişinin” ona bu olumsuz sözleri söyleten nasıl bir ruhsal rahatsızlığı olduğunu düşünerek o kişi için endişe duygusu yaşıyorsa   zaten Karşınızdakini izlemeye geçebilirsiniz.  Çünkü size yaptığı bu suçlamaların altında mutlaka kendisiyle ve sizinle çözemediği bir karmik bağ vardır.

Eğer biri size sürekli bu tarz sözler söylüyor ve umursamadığınız halde bir süre sonra “ben niye böyle olumsuz bir tavıra, ilişkiye muhatap kalıyorum ki ? hiç tarzım değil ve madem benimle ilgili böyle olumsuz düşünceler üretmiş ve inanıyor o zaman kendisiyle baş başa kalsın lakin ben artık bu tarz bir ilişkiyi yürütmemeye karar verdim  dediğinizde bu uzaklaşmanızı ya da açıkladığınız düşüncelerinizi,

“Bak gördün mü sana aynalık yaptım rahatsız oldun demek ki sorun gerçekten sende” şeklinde kendini tamamen konudan sıyırarak sütten çıkmış ak kaşık konumuna alıyorsa o zaman kendisine yarattığı farkındalık için teşekkür ederek sevgiyle vedalaşma vaktimiz gelmiş olabilir.

 Bu mantıktan gidilirse o zaman Birisinin sahtekarlığından, dolandırıcılığından, Ortalarda Maskeli dolaşmasını fark ederek hoşlanmıyor olma sebebinizin o zaman onların size aynalık yaparak aslında sizin ne büyük sahtekar ve dolandırıcı olduğunuzu gösteriyor olması gerek J)  Böyle saçma mantıksız bir şey olabilir mi ? Size psikolojik baskı ve üstünlük sağlamaya çalışanlara karşı lütfen uyanık olun ! Uyanık olmanızı sağlayan tek şey de BİLGİ’dir. Çünkü BİLGİ IŞIK’dır.


Sanırım Aynalık Olayı şimdi daha iyi anlaşılmıştır. Bundan sonra ağzına geleni söyleyip sonra da “ben sana aynayım” diyenlere küpe olsun J)) Gerçekler gizli kalmaz ;)  

Hayatın her döneminde bilgileri kendi menfaati kendi çıkarları için kullanan yani Işığa hizmet ediyor gibi görünerek Kendi Karanlığında kaybolan kişiler daima çıkacaktır bu da onların geçişleri. Yolları açık ve IŞIK Olsun. .
Bizler ise daima akıllı, bilinçli , okuyan, öğrenen ve Işığa doğru hep birlikte yürüyenler olarak almamız gereken dersi alarak , öğrenerek ve öğreterek yürümeye devam edeceğiz.

Yüce Yaradan Hepimizin Yolunu ve Ruhunu Aydınlatsın..
Ve de öyle Oldu çok Şükür
Alev Cedimağar

Şifacı Rehber


13 Ekim 2015 Salı

25 Ekim 2015 Yeniay

Bugün YENİ AY'a geçiş yapıyoruz.

Huzur'a, Barış'a, Şifa'ya geçiş yapmak için yine enerji olarak özel bir zaman.
Tabiri caizse şu an olumlu ve olumsuz enerjiler köşe kapmaca oynuyor. Kızılderilerin çok sevdiğim o meşhur atasözü gibi gerçekten hangisini beslersek o büyüyeyerek hayatımızı etkileyip yön verir hale geliyor.
Yeni Ay enerjisinin en büyük özelliği ise OLumlu yani içinde sevgi ve iyi niyet olan herşeyi çok kuvvetli desteklemesi ve olabilirliğini yükseltmesidir. Çünkü tüm iyi niyetli başlangıçları ve düşünceleri destekler.

Burada daima dikkat edilmesi gereken nokta şudur :
Birgün inanıp ertesi gün "ya ben napıyorum olmuyor işte olmaz böyle bak yine şöyle oluyor böyle oluyor" şeklinde düşünce üretmemenizdir. Yani inancınıza sıkı sıkıya bağlı kalmalı ve ne olursa olsun düşüncenizden vazgeçmemenizdir. Bu bir fidan dikip sonra da çok rüzgar var fırtına var bu fidan yaşamaz diyip onu ellerinizle söküp atmanıza benzer. Oysa ki o bir kez toprağa ekildi mi mutlaka onu korumanızla inancınızla büyür.. Onun büyüyeceğine olan inancınız hergün daha da kuvvetlendiğinde birgün bir bakarsınız kocaman bir ağaç OLmuş meyvesini yiyorsunuz ya da gölgesinde dinleniyorsunuz. Düşünceyle birlikte hedefe odaklanarak iyi niyet ve Denge'de eyleme geçmek ve gidişata göre de akışda kalmak çok önemlidir. Eylemsiz Düşünce kokusuz çiçeğe benzer.

Bu yüzden bugün itibariyle hem Toplumsal hem de kişisel hayatımızda gelecek planlarımıza ait tüm olumsuz düşünceleri tamamen sıfırlayarak OLmasını istediğimiz düşüncelere dönüştürmemiz önemli.
Dua, Niyet ve de inancımız doğrultusunda olumlu düşünmek ve dilemek anlamında ne istiyorsak ve ne zaman istiyorsak onu yapalım ve hep pozitifte kalalım diyorum nacizane.

Yüce Yaradan Hepimizin Yolunu ve Ruhunu Aydınlatsın.
Tüm insanlığın en yüksek hayrına Şifa, Bereket, Mucize, Şans, Başarı, Barış, Sevgi, Huzur ve de gönlümüzden geçen tüm güzellikler OLsun..
Ve de öyle OLdu çok şükür..
Alev Cedimağar
Şifacı Ruhsal Rehber

Yeniay enerjisin ile ilgili daha önce bir yazı yazmıştım. Onu da arzu ederseniz okuyabilirsiniz.
https://www.facebook.com/notes/alev-cedima%C4%9Far/yeni-ay-g%C3%BCnleri/10152288301742682

3 Ekim 2015 Cumartesi

Ağzımızdan çıkan sözler önce 3 Kapıdan Geçmeli

Gerek zaman zaman yaşadıklarımda gerekse gözlemlerimde insanların karşısındakini kendisini ilgilendirmeyen özel sorularla bunalttığını ve iletişimin  "sorguya" çekilen kişi için sıkıcı bir AN'a geçtiğini izliyorum. "evlimisin, bekarmısın, evlendin mi? , çocuk var mı ? Kendi evin mi ? kimle yaşıyorsun ? vs.",
Tabii birde "Filanca komşunun kocasından çıkıp falancanın o arabayı nasıl aldığına" kadar bir sürü bana göre "çöp muhabbet" ve gereksiz enerji dağılımı ve dolayısıyla olumsuz enerji yansıması oluyor.
Bir kişi özelinden kendisi bahsetmek ve paylaşmak isterse zaten sohbetin ve samimiyetin gidişatına göre kendisi paylaşır. Nitekimde öyleyiz :)
Beynimizi bizi ilgilendirmeyen bilgilerle doldurmak yerine bize faydası olan ve bu ruhsal yükseliş döneminde ruhumuzu yükselten içinde IŞIK OLan Bilgilere ve sorulara yönelmek bence  ruhsal olgunluğun ve farkındalığın en önemli basamaklarından biridir.

Ağzımızdan çıkan sözler önce 3 kapıdan geçmeli;

Bu sözler doğru mu ?
Gerekli mi ?
Özünde iyilik var mı ?

Söz, Kapılardan birinde takıldı mı ?

O zaman,  O takılan kapıda bir durup düşünmek gerekir :)

AlevCe

30 Eylül 2015 Çarşamba

08.08.08 Boyut Açılışı ( Aslan Kapısı)

Hatırlarsanız 08.08 .2015(2+1+5=8)  yani 08.08.08 Aslan kapısı ismi verilen boyut kapısı açıldığında hepimiz çok heyecanlanmış fakat pek çoğumuz   bariz birşey hissedememişti.

Bu boyut kapısını mecazi olarak şöyle tanımlayabiliriz. Dünya üzerinde bir sürü hortumlar olduğunu düşünün. Hepsi de ışıl ışıl özel geçiş yapmaya ve yeni güzel enerjileri aktarmaya yarayan hortumlar. Enerji transferi bir çeşit akümülatör gibi.. 08 Ağustos'da Bu Hortumlara çok büyük bir tane eklendi ve yine tabiri caizse eski enerjiye ait olan eskimiş hortumları temizleyerek yeni taze bir akış başlattı. Bu da  "ilahi akışı " kuvvetlendirerek Herkesin "titreşimine göre çekim gücünü arttırdı."

Dolunay itibariyle bu boyut kapısı varlığını çok net göstermeye başladı bile.

Farkındaysanız gerek ilişkiler, gerek iş alanında olmak üzere hayatımızın her noktasında Bitişler ve dolayısıyla BAŞLANGIÇLAR hızlandı.

Bu dönem tüm başlangıçlarınıza pozitif ve şükürle başlamanız çok önemli. Gelecek ile ilgili atmak istediğiniz adımları bu dönem özellikle sene sonuna kadar gerçekleştirmenizi tavsiye ederim (Akışın en kuvvetli olduğu zamanlar)

Ve yine bu dönem aklınızdan geçen herşeyin kuvvetli bir şekilde gerçekleşeceği ve etkisinin de uzun yıllar devam edeceğini devamlı hatırlayarak Olumlu düşüncelerle ilerlemenizi nacizane tavsiye ederim.

Yaradana Teslim, Pozitif Eylemde ve Sevgiyle Akışdayız.

Biliyoruz ki Ne OLuyorsa Hayrımıza ve yine Ne OLmuyorsa Hayrımıza OLuyor.

Ve de Öyle OLdu Çok Şükür.

Alev  Cedimağar
Şifacı ve Ruhsal Rehber

27 Eylül 2015 Pazar

28 Eylül 2015 KANLI DOLUNAY

Arkadaşlar size daha önce defalarca yazmama rağmen herkes de bir "Kanlı Dolunay" korkusu olduğunu görüyorum. Bu korkuyu da pek çok kişi kasıtlı (karanlık tarafı güçlendirmek adına), Pek çok kişi de bilinçsizce iyi niyetli öğrendiğini paylaşmak adına dağıtıyor fakat herkesin titreşimini de zayıflatıyor ve enerjisini düşürüyor.
Lütfen enerjinizi yüksek tutun ve böyle Olumsuzluk yayan bilgilere inanarak enerjinizi yükleyip olumsuzlukları kuvvetlendirmeyin diyorum nacizane.
Aşağıdaki bilgi Celia Fenn kanalıyla yazılmış ve harika bir açıklama. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
AlevCe
KANLI DOLUNAY NEDİR ?
28 Eylülde, siz Koç/Terazide Dolunayı ve Kanlı Ay olacak olan Tam Ay Tutulmasını "kutlarken" enerjiler zirveye ulaşacak, yoğun değişim dalgalarının taşıyıcıları olan dört yoğun Kanlı Ay serisinin sonuncusu. Ateş Ayı her zaman güçlü bir Dolunaydır ve Kanlı Ay olarak Koç’taki Ay Anka Kuşunun Dolunayıdır! Bu, eskinin küllerinden Yeninin doğduğu andır ve yeninin gücünün Kalplerinizde ve Ruhunuzda yükseldiği andır. Bu zamanda, “yeni” enerjilerin güçlü dalgasını hissetmeyi ve yaşamınızda ve kollektifin yaşamında yeni fırsatlar ve yeni yönler ile bağlantı bekleyebilirsiniz. Saklı olan şey şimdi ifşa edilecek ve netleşecek!
Bu, bireyler ve Kollektif olarak İnsanlık için ayağa kalkma ve Işık, Sevgi ve Şefkat Varlıkları olarak ilerleme fırsatı olacak. Sevgiyi veya Korkuyu seçmek ve 2015 ve 2016 için zaman çizgilerinizde yaratmak için seçeceğiniz Frekans ve gerçeklik türüne karar vermek için fırsatlar olacak.
Sevgililer, bu Kutlama ve Sevinç zamanı! Tsunami dalgalarının sizi karışıklık ve kaosa sürüklemesine izin vermeyin, Cennet ve Dünyaya bağlanarak ve Yeni Gerçekliğin yolunu ışıklandıran Parlaklığın yeni frekansları ve İlahi Işık için bir İletken veya Aktarıcı olarak, kendi Kalbinizde ve Ruhunuzda sağlam şekilde topraklanmış kalın!
Parlaklığın İlahi Eril Frekanslarının Geri Dönüşü
2015’te Elmas ışık kodlar Dünyaya bütünleşirken ve şimdi Parlak Işığın bu yeni frekansları Dünya matriksine topraklanırken, gerçekleşmekte olan bir başka heyecan verici enerji ve olay var. Hepiniz Tanrıça frekanslarının geri dönüşünü ve İlahi Dişili karşıladınız ve şimdi İlahi Erilin Parlak Frekanslarını yeniden karşılamanın zamanıdır.
Sizler çok boyutlu olurken, İnsan Melekler olarak ışık kanatlarınızda Kozmosa yolculuk yapma yeteneğinizde güvenli hissedebilmeniz için, bu enerjiyi kucaklamaya gereksiniminiz olacak.
Celia Fenn

11 Eylül 2015 Cuma

Midilli, Mikonos ve Santorini Seyahatim..

 Yunan Adaları ile ilgili seyahatimi anlatmaya başlamadan önce  bu seyahati nasıl kendime çektiğimden bahsetmek istiyorum kısaca.

Beni takip edenlerin bildiği gibi 25 Ağustos’da Turistik bir Beyazıt , Sultanahmet, Sirkeci, Karaköy ile devam eden bir turistik gezi yapmış ve o gün Karaköy’de yemek molası verdiğimde limanda demirli dev bir yolcu gemisini görerek  arkadaşım Safiye’ye  “ Böyle bir gemi ile yolculuk etmek istediğimi” söylemiştim. Fakat niyetimi de gayet açık ve detaylı yapmıştım. Yani “ En fazla 3 - 5 gün OLsun çünkü ben çok uzun deniz yolculuğu sevmem. şöyle bir kafamı dinleyeyim . kamaramdan denizi seyredip O güzellikte kaybolayım fakat lüks de OLsun :D " şekilnde niyetlenmiştim. Derken 2 gün sonra 27 Ağustos’da çok sevdiğim  arkadaşım Sevilay arayarak  "Alev harika ve her anlamda çok uygun bir yunan adaları programı var. 5 yıldızlı gemi.  3 gece 4 gün ne dersin gidelim mi ? "demesi üzerine 3 Eylül’de kendimi Gemi’de Midilli’ye doğru yol alırken buldum :)))  

İzmir Liman’a vardığımda heybetli gemiyi görünce bayağa bir rüyadayım sandım.  Bir de ilk kez gemiyle yurt dışına çıkacağım için gümrük işlemleri valiz teslim prosedürleri falan derken bir baktık gemideyiz. Son derece düzenli ve sistematik bir şekilde kamaramıza yerleştik bavullarımız teslim edildi ve Saat 14:00’da limandan ayrılarak Midilliye doğru yola çıktık.  

Kamaramızda eşyalarımızı yerleştirdikten sonra Sevilay ile pijamalarımızı giyip birkaç saat uyuyup dinlenmeyi planladık. Sonuçta ben istanbul’dan izmir’e bir yolculuk yapmıştım ve yorgundum , Sevilay’da sabah erkenden kalkıp öğlene kadar çalıştığı için yorgundu. Zaten canım arkadaşım O heyecandan gece de uyuyamamıştı. Bu arada bir anons yapıldı. Uluslararası Gemicilik Kanunlarına göre Dolabımızın içinde bulunan cankurataran yeleklerimizle birlikte  saat 15:00’da üst güverte salonunda toplanıp Cunkurtarma eğitimi almamız gerekiyormuş ve bu zorunluymuş herkesin katılması gerekiyormuş ! Hoppala ! Tam pijamaları giymişiz uyuyacağız ne cankurtaranı ne eğitimi falan derken kendi aramızda konuşarak zaten yüzme bildiğimizi :D ve zaten gemi batarsa yaradana teslim bir şekilde yolumuzu bulacağımızı konuşup anlaşarak  tekrar yatmaya karar verdik :D  Tam dalmak üzereyiz çat diye kapımız açıldı ve bir baktık içeride bir adam duruyor :D  Tabii ne oluyor nasıl yani şeklinde biz Şok olduk. Adam gayet rahat bir şekilde İngilizce yukarı çıkmamız ve eğitime katılmamız gerektiğini söyledi. İnananmadık ve bu nasıl bir şey olamaz yorumlarıyla tekrar yatmaya karar verdik :D Derken 10 dk sonra falan yine çat diye kapı açıldı adam yine içeride ! :))) Biz acaba bir şaka programında falanmıyız kamera mı var diye düşündük ! Adam yine aynı şekilde bize hadi kalkın çıkın şeklinde ültümatom verip kapıyı kapattı gitti ! Ben kalktım. “Ya Sevilay bu ne iş böyle ?  Bu adam nasıl bu kadar rahat içeri girer kapı çalmadan falan”  biz çıkana kadar gelecek mi bu nasıl kural böyle ? şeklinde söylenirken “ya cidden bu adam bizi mi bekliyor kapıyı açıp bakayım” dedim ve bir açtım adam cidden koridorda biz dahil herkesi yukarı çıksın diye uyarıyor :D  “Sevilay yürü biz kurtulamayacağız bu adamdan. Çıkalım da kurtulalım sonra iner uyuruz” dedim ve çıktık.  Böylece cankurtaran yeleğinin nasıl giyileceğini üzerindeki kemeri nasıl bağlayacağımızı öğrendiğimiz (!) 15 dk’lık bir sunumdan sonra tekrar indik.  Tabii kamaramıza inince hemen arkadan kapıyı kilitledik yine içeri biri dalmasın diye. Tabii sonraki günlerde de. .. Fakat bu durumu gemiden ayrılırken de acenta yetkililerine bildirdik çünkü hakikaten hoş bir durum değildi.. Zaten yaşadığımız tek tuhaf olay da buydu başka da bir şey olmadı çok şükür.. Gemi çalışanları, sistem, hizmet kısaca tüm seyahat mükemmeldi.. 

Bu arada Gemi’de rehber alarak dolaşmak isteyenler için güzel bir program hazırlanmıştı. Geminin tüm rehberleri son derece profesyonel , donanımlı ve samimi bir grup. Kesinlikle tavsiye ederim.  Lakin beni bildiğiniz üzere özgür dolaşmayı seven biri olarak zaten hazırlıklı gitmiştim. Biz gezilmesi görülmesi gereken yerleri önceden zaten not aldığımız için  kendimiz dolaşmayı tercih ettik.

Saat 19:00’da Midilli adasına geldik.  Liman’da bizi Sevilay’ın Midilli’de yaşayan arkadaşı Yorgo karşıladı. Yorgo dünya tatlısı bir rehber. Makine Mühendisi olmasına rağmen Turizm’i ve rehberliği seçmiş. Midilli adasının tanıtımında ve pek çok sosyal faaliyetinde bizzat yer alan harika bir insan.  Güzel Türkçesi ve arada bir kelimeleri bulamadığında konuştuğumuz İngilizce ile harika bir arkadaş ve bize de rehber Oldu.  Eğer Midilli'ye yolunuz düşerse kesinlikle Yorgo'yu bulun derim. Hem adanın yerlisi hem de bu kadar güzel bir insanla harika bir gezi yaparsınız.

Sevilay daha önce pek çok kez Midilli’ye gittiği ve kaldığı için benim görmem gereken yerleri tespit etmeye çalıştık.  Kesinlikle görmelisin dedikleri  Agiasos Köyüne gittik. Yaklaşık 20 km bir yol ve giderken heybetli  Olympos dağını da gördüm.  Ormanlık ağaçlar ve kararmaya başlayan bir hava . Gerçekten çok mistik bir havası vardı. Ben bunlara dalmışken Yorgo bana yol kenarında içinde mum yanan seramik gibi özel yapılmış olduğu belli bir obje gösterdi.  Bunlar orada kaza yapıp ölenler için yapılıyormuş.  Birkaç km ara ile bunlardan gördük. . Aileleri orada kaybettikleri yakınları adına mum yakıp oraya dua etmeye geliyorlarmış. Yani Dünya’dan ayrılma noktalarına.. En son geçen sene 20’li yaşlarda bir genç galiba virajı alamayıp kaza yapmış ve ölmüş onun mumu yanıyordu . “Aman Yorgo dikkatli git sonra bizim de mumumuzu dikmesinler buraya” dedim ve orada koptuk :)))

Agiasos köyü otantik bir köy. Bizim şirince gibi bir köy, Turistik eşyalar, o köye özgü yiyecekler falan satılıyor. Bir de Köyün büyük bir kilisesi vardı ve ismi genelde hep Olduğu gibi yine Meryem Ana kilisesi idi. Akşam açıktı ve dua edenler çoktu.  Dua edilen her yer özeldir enerjisi safdır güzeldir. Bizde duamızı yine kendimizin ve bütünün en yüksek hayrına olmak üzere dua ettik ve adet olduğu üzere yine mumumuzu Işık ve Sevgi Olması niyetiyle yaktık ve köyden ayrıldık.

Ben Midilli’nin sahilde ki uzun alışveriş caddesine gidicem diye tutturunca Yorgo oranın en meşhur olan yerlerinden biri Olan Şişman jimmy’nin tavernasında yemek için bizi beklediğini söyleyerek “alışveriş” sözünü duyunca kaçar gibi ayrıldı ve Biz Sevilay ile caddeyi dolaştık. Bu arada Midilli’de her yer Suriyeli Mültecilerle doluydu. İnanılmaz bir sefalet ve içler acısı durum vardı. Suriyeliler adaya kadar ulaşmışlar ve parası olanlar gemilerle adadan ayrılıp Yunanistan üzerinden Almanya ve italya’ya gitmeye çalışıyormuş.  Nitekim o akşam bir gemi geldi ve 2200 suriyeli’yi aldı götürdü. Kalanlar yine sahillerde taşların üstünde uyumaya ve bir sonraki gemiyi beklemeye devam ettiler..  Biz de tüm dualarımızla bu zor tekamül yolculuklarında onlara kolaylıklar dileyerek ve  tüm ruhumuzla dua ederek veda ettik..

Alışveriş caddesinde dolaşırken ilginç bir şey bulsaydım alacaktım lakin her şey Türkiye’de bulunanların aynısı ve Euro üzerinden olduğu için çok daha pahalısı. Nitekim sadece baktık gezdik ve Yorgo’yu daha fazla bekletmeden Şişman jimmy’de soluğu aldık ve hemen vakit kaybetmeden mezeleri de  söylemeye başladık.  Bir kere deniz ürünleri gerçekten müthiş ve çok lezzetli. Mesela Kızarmış Ahtapot söyledik ve bildiğiniz ahtapot bütün olarak kızartılmıştı ve inanılmaz lezzetliydi. Tabii ağzımdan gözü çıkmasaydı daha hoş olabilirdi :)) Şaka bir yana cidden çok lezzetliydi. Sonra bir baktım bir yere midye götürüyor garson. Midye’de söyleyelim dedim. Fakat ben onu midye dolma zannetmiştim.  Meğerse onlar midye dolma bilmiyorlarmış. Bildiğimiz Midyeyi  domates soslu zeytinyağlı bir sosda pişiriyorlar. Midyenin içi açılıyor ve içindeki midyenin kendisi de bu sosda inanılmaz lezzetli bir hale geliyor ve ceviz büyüklüğünde çerez gibi ağzınıza atıp yiyorsunuz. Güzeldi . Sonra Fava,  Füme Uskumru,  Hellim peyniri gibi fakat itiraf edeyim daha da lezzetli adaya özgü bir peynir kızartması var. Yuvarlak. Ve kırk yıl düşünsem aklıma gelmez bu peynir kızartması üzerine limon sıkılarak yeniyor ve inanılmaz bir lezzet ! Bu arada Adada 12 milyon zeytin ağacı olduğunu ve zeytinyağlarının da adanın toprağına, havasına özgü olarak çok lezzetli olduğunu yazmadan geçemeyeceğim.  Tüm mezeler gerçek zeytinyağlı ve çok lezzetli.  Bir de yunan salatası diye bir salataları var. Bildiğimiz domates, biber, salatalık , kuru soğan,maydonozlu çoban salatanın iri kıyımı gibi bir salata. Yunan kısmını ise,  üzerine koyulan kalın bir dilim beyaz peynir veriyor.  Bu arada klasik usul kalamar ve karides harikaydı ve sırf meze odaklı olduğumuz için balık yemeye ihtiyaç görmedik ve bu kadar çok meze arttı bile. Tabii bu muhteşem mezeleri yine klasik bir yunan içkisi Uzo eşliğinde yediğimizi mutlaka tahmin ediyorsunuzdur. ;)

Yemekten sonra Ada’ya özgü Z.yağı ve şarabımızı alarak ve Yorgo’ya sonsuz teşekkürlerimizle ve bir daha ki görüşmemizin Türkiye’de olması niyeti ve temennisiyle Gemimize döndük.

Tabii gemiye döndük gece bitti mi ? Tabii ki Hayır !  Hemen üzerimizi değiştirip soluğu en üst kattaki güvertede alarak orada ki gece eğlencesine devam ettik ve bu arada Gemimiz Mikonos’a yol almaya başlamıştı bile..

Ertesi gün Sabah 10:00’da Mikonos’da idik. Yalnız Mikonos limanı geminin yanaşmasına uygun olmadığı için açıkda demirlendi ve teknelerle taşımak üzere herkese haber verildi.  Sevilay ile Mikonos programımızı yaparken yanımıza çok cici bir kız geldi.  adı da Sena ve notlarımızı rica etti.  Onlarda “annesi ve babasıyla”  rehbersiz dolaşacaklarmış hatta araba kiralamayı düşünüyorlarmış.. Aaa birlikte kiralayalım dedik ve de öyle Oldu ! Böylece harika bir aileyle çok uyumlu bir ada turuna başlamış olduk. 

Ada’ya çıkarak hemen bir kiralık araba acentası bulduk.  Fiyatlarda çok ekonomik. Arabanın 1 günlüğü 50 euro.   5 kişiyiz kişi başı 10 Euro’ya geldi. Bir de 10  Euro’luk benzin aldık ve heralde Ada’yı en az 5 kez turladık. Tabii bunun 3 tanesi falan kaybolduğumuz ve bilmeden aynı noktaya çıktığımız için oldu fakat güzel oldu :))

Mykonos çorak bir ada. Yeşil , ağaç , orman hiç yok denecek kadar az.  Burada Mykonos’un merkezi haricinde gezilecek yerler Kanalla, Ornos, Agrari idi. Tabii meşhur plajları Paradise ve versiyonu Süper Paradise çok güzeldi.  Sena’nın arkadaşının önerdiği Nammos diye bir beach club tarzı bir yeri de zar zor da olsa bulduk. Çünkü gerçekten bulunmasın diye yapılmış sanki. Geçtiğimiz virajlar yollar öyle böyle değildi. Nammos tüm dünya sosyetesinin geldiği bir yermiş. Yani oraya girmek kişi başı en az 300 Euro’yu da oraya bırakmak anlamına geliyormuş. Tabii gezdik fakat bırakmadık :D en azından görmüş ve anlamış olduk. Lakin cidden çok çılgın bir mekandı.  Uzun gezmelerden sonra artık kendimizi yunan sularına atma vakti geldiği için tavsiye üzerine tercihimizi Süper Paradise’dan yana yaptık.  Burası plaj bölgesi ve bir sürü yan yana plaj var. Bizde en tenha ve rahat olanı seçtik. Çünkü diğer taraf anlamadığımız bir şekilde çok tıklım tıklım dolu üst üste insanlar vardı. O yüzden biz Pink Beach’i seçtik. Meğerse bizim gittiğimiz plaj adanın ünlü Gay plajıymış. Yani Gökkuşağının tüm Muhteşem renkleri  oradaydı .  Genelde İtalyan ve Yunanlar çoğunluktaydı ve inanılmaz rahat ve birbirimizle selamlaşarak gülümseyerek denize girip güneşlendik.  Gitme vakti geldiğinde yine Mykonos’un merkezine döndük ve bir kahve molası vererek Venedik denilen bir yerde güneşin batışını izledik. Bir tarafta yel değirmenleri bir tarafta restaurant ve publar hareketli bir cadde ışıl ışıl sokaklar.. Kendimi Alaçatı, Bodrum karışımı Büyükada tadında bir yerde gibi hissettim. Zaten bu yunan adalarında hiç yurtdışında gibi hissetmedim kendimi. Gerçekten Türkiye’de bir bölge dolaşıyormuş hissindeydim. Çünkü hemen hemen bütün Rumlar Türkçe biliyor, Türkleri çok seviyor ve hepsinin Türkiye’de bir geçmişi var ve anlatıyor. Tüm yiyecekler tanıdık. Kültür tanıdık. Güleryüzlü ve samimi.  Hakikaten Tabelalar da Türkçe olsa geminin bizi dolaştırıp dolaştırıp bir yunan adası diye Türk adalarına getirdiğine yemin bile edebilirdim :)

Gece 3’e kadar Mykonos’da kaldıktan sonra Santorini’ye doğru yola çıktık ve sabah 09:00’da Santorini açıklarına demirledik. Ulaşım yine karaya teknelerle oldu.  Bu ada çok enteresan. Hiç kıyısı yok !  Zaten volkanik kayalar üzerine kurulmuş. Evler hep tepe’de. Yukarı çıkış teleferikle ! Evet Teleferik ve lunapark’da ki kamikazeler gibi bir teleferik !  Aşağıdan yukarı dimdik çıkan bir alet !  Arkadaşlar benim hiç yükseklik fobim yoktur. Hatta uçaklarda bile cam kenarı oturmayı ve aşağıyı seyretmeyi tercih ederim lakin bu teleferik beni cidden fena yaptı !  yani maksimum 7 dk falan sürüyor banan 7 saat gibi geldi. Teleferiğin yanında birde merdivenler varmış yukarıya doğru yaklaşık 600 basamak !  Kesin dönüşte merdivenlerden inerim diye düşünüyordum ki,  Meğerse o merdivenleri adanın meşhur eşekleri de kullanıyormuş :)) Daracık merdivenlerden isteyen eşeklerle iniyor çıkıyor ve yaya inenler eşekler geçsin diye duvara yapışmak ve yol vermek durumunda kalıyormuş.  Hatta bazen eşeklerin ürküp üstündeki insanları atmaya çalıştğı veya merdivenlerdeki kişilere hamle yaptığı da rivayetler içinde olunca dönüşüm yine muhteşem oldu ! Yani yine teleferikle indim :D

Santorini gerçekten müthiş bir ada ! Burada araba kiralamaya gerek görmemiştik lakin kiralansa çok iyi olurmuş.  Olsun biz yine de tüm ulaşımı oraya ait belediye otobüsleriyle yaptık. Zaten tüm turistler kullanıyor.  Önce Teleferik çevresindeki alışveriş merkezini , caddeleri, evleri dolaştık sonra otobüs durağını bulduk ve Oia ‘ya gittik. Orası gerçekten çok güzeldi. Evlerin mimarisi yaşam alanları cidden rüya gibi. Bu arada en çok dikkatimi çeken şey ise,bir sürü sanat galerilerinin olmasıydı. Özellikle bir tanesinde  (Oia Art CEnter ) ruhumla birebir bütünşen muhteşem heykeller ve orijinal tasarımlar vardı.  Cidden mest olduğum çok ender galerilerden biriydi. Bu gezide böyle kültürel bir geçiş de olması harika oldu.  Oia’dan ayrılmadan önce sizlere yazmak için can attığım ve özellikle Wi-Fi ‘si olan bir cafe bulup  kahvemizi  içip dinlendikten sonra tekrar otobüsle şehir merkezine dönüp tekrar otobüsle Kamari Plajına gitmek üzere hareket ettik.

Kamari  Plajı siyah volkanik taşların olduğu siyah – gri renkli taşlardan bir plajdı. Denizi harikaydı. Yine kendimi yunan sularına bırakarak günün yorgunluğunu orada bıraktım ve içimden de “ vay canına benim de kısmetimde yunan sularına böyle girmek varmış” şeklinde espriler yaparak 2 saat kadar yüzdük.  Çünkü zaman  sınırlı ve en geç 19:30’da gemi’de olmamız gerekiyor. Eğer gemiyi kaçırırsak ada’da mülteci oluyormuşuz ve pasaportlarımız da iptal ediliyormuş hiçbir Avrupa ülkesine giremiyormuşuz :D  ilk gün gemiden özellikle uyardılar :) O yüzden neme lazım mülteci falan olmayalım şeklinde gayet planlı programlı gemimize döndük çok şükür.  Bu arada gezdiğimiz adalar içinde en muhteşem ada gerçekten Santorini adası idi. Gerek mimarisi, gerek konumu , gerekse turistik noktaları ile farklı ve özeldi..

Ve dönüş zamanı.. Gemimiz hareket etti ve 3 gece 4 gün süren tatilimiz Pazar sabahı 09:00’da izmir’de bitti. Sevilay ile birlikte harika bir tatil yapmanın keyfi ile de bana İstanbul yolları göründü. Gündüz 12:30’da bindiğim otobüs’den gece 00:00’da istanbul’da olmamı ve yorgunluktan ertesi gün evden dışarı çıkamadığımı anlatmayacağım :)

Şimdi yapılacaklar  listemde çok istediğim başka bir seyahat ise Yataklı Tren ile (yataklı ve rahat olması şart :P ) bir seyahat.. bakalım bunu da niyet ettim ve bıraktım vakti zamanı geldiğinde biliyorum ona da gidicem ..

Kimbilir belki birgün birlikte bir seyahat’de buluşuruz ;)

Herkesin her şey gönlünce Olmasını diliyor ve O güzel ışıl ışıl ruhunuzdan öpüyorum..

Alev Cedimağar
Şifacı ve Ruhsal Rehber