27 Kasım 2018 Salı

Kasım'ın son günleri son durumlar..

Bizi nane molla yapan, ay yapayım mı yapmayayım şeklinde kararsızlıklar yaratan lakin bize olumlu hizmet eden enerjiler çok rahatladı. Eminim sizde hissediyorsunuzdur. 
Şimdi tabii diyeceksiniz ki bize nasıl olumluya hizmet etti ? 
Bazı işleri bir süre erteleyerek eğer olumsuz karar vereceksek "iyi ki de olumsuz karar vermemişim. Meğerse böyleymiş" dedirterek bize düşünme payı bıraktı. Ya da üstüne atlayıp " hemen yapayım" dediklerinizi de "iyi ki de acele etmemişim böyle yapsam ya da yapmasam daha iyi olur şimdi farkettim" dedirtti.
Yani bize "Mola" verdirip aslında farklı bir açıdan DENGE'ye getirdi.
Şimdi bu süreçte ne öğrendik ?
Bir konuyu her açıdan düşünüp, gözlemlemeyi, sorup soruşturmayı ve acele etmemeyi değil mi ?
Evet harika OLdu !
Şimdi yolumuza yavaş yavaş kendimizden emin, kararlı ve yenilenmiş olarak devam ediyoruz çok şükür.
Bu arada malum sene sonuna yaklaşıyoruz ve dolayısıyla daha önce yazdığım gibi yeni senenin enerjisiyle de tanışmaya başladığımız için, bir yorgunluk hissedebilirsiniz. Sanki böyle her yerden kaçayım gideyim ben buralardan hissi olabilir ))
Kendinizle kavga etmeyin ya da kendinizi germeyin. Böyle durumlarda kendinize yüksek sesle yaşadığınız durumu söyleyin. "Evet çok yoruldum, çok sıkıldım, çok bunaldım" deyin hatta istiyorsanız avazınız çıktığı kadar bağırın )) Yani üzerinizde biriken ve kilitlenen enerji fiziki ve ruhsal bedenlerinizden aksın gitsin.
2. aşama ise "Beni ne rahatlatır ne mutlu eder ? Kendime nasıl kısa bir mola verdirebilirim ? " diye sorarak mevcut imkanlarınızı ve kendinizi yine kendiniz için değerlendirin ve kendinizi mutlu edin diyorum naçizane.
Hayatın içinde yaşarken kendinize mola vermeyi unutursanız önce ruhsal sonra bedensel olarak bu size hoşunuza gitmeyecek şekillerde hatırlatılır.
Mola'nın açılımı ise, adı her ne olursa olsun ruhunuzu ve bedeninizi mutlu edecek şeyler yapmaktır.
Mesela müzik dinlemek, bir konsere, sinemaya gitmek, Yürüyüş yapmak, balık tutmak, denizi seyretmek, ormanda yürümek ve kış pikniği gibi keyifli aktiviteler düzenlemek ve de en önemlisi "Mutlu olduğunuz insanlarla" görüşerek yaşam enerjinizi yükseltmek ya da yüksek tutmaktır.
Tabii en önemlisi kendinizi asla ihmal etmemek..
Bu arada içinizdeki çocuğu ihmal etmeyin o sizin onu sevmenizi bekliyor Onu dışarı çıkarın çevrenizdeki çocuklarla oynasın mutlu olsun. Hatta hoşunuza giden oyuncaklar alarak sizde onlarla oynayın 
Hepimize mucize dolu muhteşem günler olsun ve molalar yaşamınızın bir parçası OLsun 
ve de öyle OLdu çok Şükür 
Alev Cedimağar


23 Kasım 2018 Cuma

Öğretmenler Günü Kutlu OLsun..

Hepimiz, Hayat Bilgisini, Tecrübelerini en basitinden bir yemek tarifini paylaşan, Tekamül yolunun doğal birer öğrenci ve öğretmenleriz. Bu anlamda hayatı şükürle yaşayıp sevgiyle de öğreten ve öğrenen "Herkesin" Öğretmenler Günü Kutlu OLsun..

Bunun yanı sıra Dünya Tekamülündeki mesleki rolünü "Öğretmen" olarak seçerek bu mesleği de Aşkla Şevkle yapan, Dünya'yı emanet edeceğimiz çocukları Işıl Işıl Sevgiyle Eğiten, isimleri anıldığında yüreklere şükür ve Minnet yayarak "iyi ki benim öğretmenim olmuşsun" dedirten , Atatürk'ün ilke ve inkilaplarını takip ederek, Cumhuriyet çatısını koruyan, Çağdaş, Laik , Adaletli, Vicdanlı, Aydınlık, Cesur ve Sevgi dolu çocuklar yetiştiren tüm IŞIK Öğretmenlerin günü de bir gün değil Her gün Kutlu OLsun 👐

Alev Cedimağar
Ruhsal Denge ve Farkındalık Rehberi


21 Kasım 2018 Çarşamba

Sır BEN'de saklı.


Karanlık,
insanları her şekilde ayırıp birbirine düşman etmeyi sonra da teker teker avlayıp kendi hakimiyeti altına almayı sever.
Bunu yaparken de herkesin en zayıf ve en ihtiyacı  olduğu noktayı bularak, türlü yalan, dolan ve stratejik ele geçirme oyunları ile "göya" güçlendireceğini, mutlu edeceğini söyler.
Ya da "Felaket" haberleri ile herkesi kendine bağımlı hale getirip panik duygusuyla korkutup sindirmeye çalışır. Bunu yaparken "size yardım ediyorum, haber veriyorum. Çare beni takip edip inanmanızda" derken de  iyilik maskesini (!) takar.
İnanıp teslim olanlar,  enerjilerini zaten inanarak kaptırdıkları için de otomatik olarak da söylenen herşeyi yaşamaya başlarlar "ve doğru çıktı" derler.
Bu karanlığa  teslim olmaya çıkan ilk basamaklardır.
Oysa ki, kendine güvenen ve bu karanlık bilgileri kendine hizmet etmesi için kullananlar "herkes inanabilir lakin ben inanmıyorum enerjimi  düşüncelerimi Işığa odaklıyorum ve Sonsuz Işığın Bereketine, Gücüme, Cesaretime  yani kendime inanıyorum" dediğinde ve bu yönde Dengeli, Tedbirli fakat Tedbir alırkende enerjisini kendinden emin çözüm odaklı ve rahat hareket ettiğinde, herkesin yaşadığını yaşamaz. Bu yüzden pek çok insan herkesden farklı rahat mutlu huzurlu ve sağlıklı yaşar.
Yani,
Sır BEN'de saklıdır.
Bu yüzden de,  "Bu insanlar" BİRLİK, BERABERLİK, IŞIK ve SEVGİ kelimelerinden çok korkar. Gerek spiritüel bilgiler gerekse Enerjinin Gücü gibi kelimeler onlar için saçmadır. (Ya da ruhsal olarak rolleri farklıdır ;) )
Bundan dolayı da sürekli her konuda korkutmaya çalışırlar.
Bu yaşadığımız çevrede, toplumda her şekilde karşımıza çıkar.
Bu bilgiyi anlayıp uyguladığınızda enerjinizi ve dolayısıyla hayatınızı korursunuz. Dolayısıyla da herkesin şaşkın bakışları arasında,  Kendinize,  kendi Gücünüzle Işıl Işıl bir Hayat yaratır ve merak edip "sen nasıl bu durumlarda bu kadar iyisin?" diye sorduğunda anlatıp öğreterek de Işığınızı yansıtmaya başlarsınız..
Bu nedenle  Yüce Yaradanın Işığında, Işık bir hayat, Işık bir Ülke ve dolayısıyla Işık bir Dünya için öncelikle kendi Gücümüzü farketmemiz ve Bilgi sahibi olmak, vizyonumuzu genişletmek için sürekli okumamız da  şarttır.
Okuyan kişi mukayese edebilme ve Seçme  Gücüne sahip OLur.
Bir Bilginin Işık mı yoksa Karanlık mı OLduğunu anlamak için de en önemli işaret hislerinizdir.
Okuduğunuz Bilgi size huzur veriyor ve kendinizi iyi hissettirip, kendinizi keşfetmenizi,  olumluya doğru hareket etmenizi sağlıyorsa Işıktır.

Yüce Yaradanın Işığında BİRLİKTE, Güçlü, Kontrollü ve Dengedeyiz.
Ve de Öylede OLdu çok şükür 👐
Alev Cedimağar
Ruhsal Denge ve Farkındalık Rehberi




17 Kasım 2018 Cumartesi

Kısaca...

Kuşkuya sürüklenip tedirgin olduğunuz herşey cesurca ve önyargısız sorguladığınızda, gerçekleri öğrenmenize hizmet ederek elinizden tutar ve sizi Işığa çıkarır.

Alev Cedimağar


IŞIK ÇOCUKLAR

Bugün yaşadığım enteresan bir gözlemimi sizinle paylaşayım. 
Dün akşam telefonum bozuldu. Whatsup falan çöktü neyse ben de bugün hemen en yakındaki telefon bayiye gittim. hemen oradaki bir şahıs telefonumu aldı yapmaya çalıştı. bir yandan da sohbet ediyoruz. Yeni jenerasyonun gidişatının iyi olmadığını, işe yaramadıklarını yani ona aykırı gelen ne varsa hem bana anlatıyor hem de telefonu yapmaya çalışıyor. Yaklaşık 40 dk. oldu ve ben bekliyorum bir yandan da yeni jenerasyonun farklı bir bilinçde olduğunu, bizim de kıyaslandığımızda dedelerimize benzemediğimizi , teknoloji ile birlikte herşeyin değiştiğini zaten değişmesi gerektiğini anlatarak onun söylediklerini de pozitife çeviriyorum. Bu arada bu kişi benimle aynı yaşlarda yani aynı jenerasyon bir arkadaş 
Neyse sonuçta telefon olmadı. Yapamadı. Tamam dedim. aldım telefonu Beşiktaş'a gerçekten tamir yapan bir yere götürdüm. Oranın tamir ustası da 20'lı yaşlarda bir çocuk. hatta bana ver abla bakayım dediğinde acaba başkasına mı verecek diye de düşündüm sonra anladım olayı. Durumu anlattım. Tamam dedi. eline aldı telefonu bir şeyler yaptı vallahi en fazla 5 dk içinde bana verip "Tamam telefon oldu sıkıntı yok artık" dedi ben şok oldum. Oradan çıktım ve düşünmeye başladım.. Genç Işık çocukları yani yeni jenerasyonu anlamak onlara saygı duymayı bilmek çok önemli.. Hatta Ortaköy'de ki telefoncuya gidip "bak bu kadar yerden yere vurduğun çocuklardan biri telefonu 5 dk. da yapıverdi" diyesim geldi.. Sonra boşverdim..
Kıssadan hisse misali.
Değişimi sevgiyle kabul ediyor ve önyargısız sevgiyle herkesi kucaklıyoruz. Ve biliyoruz ki, Genç Kuşaklar Dünya'nın yeni Işık bilinçleri ve geleceği olarak aramıza gelmeye başladılar. Onlar yeni bir Dünya inşa edecek ve biz de saygıyla izleyeceğiz.
Tabii önemli olan bu kuşakların içindekilerin de IŞIĞA hizmet edip sevgiyle yapmaları..
Bunu da onlara BİZ öğreteceğiz 🙏 
Alev Cedimağar

5 Kasım 2018 Pazartesi

2019 yılı Cesaret ve Özgüven Enerjileri ile geliyorum hazırlan sinyali vermeye başladı.


Sene sonuna doğru yaklaşırken 2019 yılı da kendini hissettirmeye başladı.

2019 yılı özgüven ile ilgili sınavların dolu olduğu bir yıl olacak şimdiden söyleyeyim ;)

Mevcut enerjiler de bu yönde değişmeye başlayarak özgüven ile ilgili bizi her yönden sınıyor. Bu sınavların içinde kendini değil başkasını memnun etmeye çalışma güdüsü (sevilmek, onaylanmak, takdir görmek, saygı duyulmak, uyumlu olmak ile ilgili) sorgulamaya başlıyor.

Kendin için ne istiyorsun ? Doğrularının peşinden koşmaya başlamalısın. Sen kendini onaylar ve takdir edersen zaten kimseye ihtiyacın yok. Baştan yalnız kalmış gibi görünebilirsin lakin doğrularını takip ettikçe kendin gibi yol arkadaşları bulmaya başlayıp emin adımlarla yürümeye devam edebilirsin.

Özgüven duygusunun altında Cesaret yatar.. Aslında tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar durumu gibi bir şey. Cesaretin altında da Özgüven yatar. Dolayısıyla cesur olan kendine güvenir, kendine güvenen cesur olur diyebiliriz.
2019 yılının tamamı bu şekilde kendimizi keşfetmek ve dönüştürmekle çok yoğun geçeceği için şu an bu bizi hazırlayan enerjilerle tanışma zamanı geldi bile. Tabii bu sadece şu an veya yeni sene için geçerli değil. Tüm Tekamül yolumuz bu basamaklardan geçiyor. Bununla birlikte bazı enerji  dönemleri , mevcut başlıklar içinden (Kontrol, farkındalık, yaratıcılık,Denge, gibi)  birkaç tanesini öne çıkarıp kuvvetle itmeye başlar. Dolayısıyla hepsi birbiriyle bağlantılı olduğu içinde öne çıkan merkez diğerlerini de tetikler.  Bu dönemin de öne çıkan merkezi ÖZGÜVEN ve CESARET.

Kuvvetlenerek devam edecek olan enerji özellikle sınırlarımızı zorlayan, adına “hoşgörü” dediğimiz lakin sadece kendimizi ifade edemediğimiz, hır gür çıkmasın diye sustuğumuz, boşver dediğimiz lakin geceleri uykumuzu kaçıran ne varsa bunları masaya yatırarak. “Hoşgörü ile doğruların, prensiplerin arasındaki sınırları karıştırdın. Hepsi birbirine girdi ve onaylanmak için onaylamaya başladın.  Doğrularını söylemek ya da sınırlarını göstermek seni kötü bir insan yapmaz. Aksine seni sen yapar. Cesur ol ve hoşgörü yerine uzlaşmayı karşılıklı rolleri anlamayı ve kabul etmeyi öğrenmelisin. Kabul ettiğin taktirde kendi doğrularından vazgeçmediğin gibi, başkalarının doğrularını da değiştirmek için uğraşmazsın. Böylece kendini suçlamayı bırakıp, enerjini de düşürmezsin” diyerek bizi yine uyarıyor.

Dolayısıyla bu uyarı 2019 yılı boyunca da  kulaklarımızda çok yoğun olarak çınlayacak.

Dolayısıyla 2018 yılında cesurca değiştirip harekete geçtiğimiz ve ektiğimiz tohumları büyütmemiz de özgüven bizim cansuyumuz olacak.

Fiziksel olarak direkt etkilenen bölge ise MİDE.  Bu dönüşüm sürecinde midenizde daha önce hiç yaşamadığınız bir takım rahatsızlıklar, farklılıklar olabilir. Şişkinlik, gaz gibi belirtiler ise en önemli işaretlerden bir tanesi..

Kendinizle baş başa kalarak hayatınızda nelerden kaçıyorsunuz ? Neleri görmemezlikten geliyorsunuz ve içinize atıyorsunuz ? Neleri “hoşgörü” kılıfı altına atıp Sabır gösteriyorsunuz. (Sabır negatif bir enerjidir ve eskilerin söylediği gibi bir erdem değildir ile ilgili detaylı bir yazı yazmıştım. Blog sayfamdan okuyabilirsiniz)  Ya da size mutsuzluk verdiği halde neleri değiştirmeye korkuyorsunuz ?
Önce bu sorulara cevap verip sonra “Çözüm” kısmına odaklanmanız çok önemli. İsterseniz bunları yaparken kendinizle baş başa sakin sessiz kalıp kalem kağıt da kullanabilirsiniz. Bu arada yanınızda da beyaz bir mum yanarsa enerji alanınızı da temizleyerek sizi rahatlatır. 
“Çözüm” kısmına geçtiğinizde ise asıl sınav başlıyor. İşte burada “Özgüven” devreye giriyor sonra da “Cesaret”  (yada önce cesaret sonra özgüven fark etmez) Konu her ne ise onu “çözmek” ve BEN BENİM diyebilmek için kendinizi ifade etmeyi, harekete geçmeyi, eğer varsa üzerinizdeki tembellik , hareketsizlik duygusundan kurtulmayı, (burada otokontrol yani eski hali bilinçli olarak “ben artık değiştim” diyerek bırakmak önemli)  Eğer bir iş, ilişki, olay vs. olmayacaksa onu zorlamak yerine akışda kalmayı (AN’a yani hayata odaklanarak yan tarafta o durumla ilgili gelişmeleri de doğal halinde izlemeyi hatta unutup yeni seçeneklere odaklanmayı)  ya da kabul etmeyi (enerjiyi kilitlemezseniz enerji akar ve sizi yeni bir başlangıça doğru götürür. Akışta kalmak budur) Veya Cesaret edemediğiniz acaba ne olur diye düşündüğünüz bir atak için hislerinizi dinlemeyi ve Şems’in dediği gibi “Hayatım alt üst oldu diye üzülme. Nereden biliyorsun altının üstünden daha iyi olmayacağını” misali Akıl-Mantık-Kalp (his) DENGE’sinde karar verip harekete geçmeyi öğrendiğinizde sınavdan da geçersiniz.

Ruhsal olarak ise kendinizi sabırsız, sanki bir şeylere yetişmeye çalışıyor ya da geç kalmış hissinde, anlam veremediğiniz bir huzursuz veya gergin gibi hissedebilirsiniz. Bu da normal olarak içsel olarak sizin harekete geçmenizde ruhsal işaretleriniz olacak.  Uyku olayına gelince ;  Herşey gibi bu da kişiden kişiye değişen bir durumdur. Bazı kişiler düşünmekten uyuyamaz bazı kişiler ise düşünmek yerine uyumayı tercih eder. Lakin genel olarak uyuma isteğinin fazla olabileceğini söyleyebilirim.  Uyku uyumlanmanın en güzel halidir. Eğer bedeniniz böyle istiyorsa uyuyun. Zaten uyurken de düşünürsünüz. Hatta pek çok çözümü uyandığınızda bulmanız da mümkün. Çünkü uyku esnasında ruh ait olduğu boyuta giderek yüksek benliği ile buluşur ve rehberlik alır ;) Tabii uyku olayını da abartmadan Denge’de tutmak önemli.

Zaten Cesaret ve Özgüven ile yürüyenler ise Keyifle, bereketle ve sağlıcakla koşmaya hazırlanabilir  ;)

Velhasıl,

4. Boyut’a geçip 5. Boyut’a doğru yol alırken ruhsal tekamül basamaklarımızı ne kadar bilinçli ve farkında çıkarsak o kadar hızlı yol alırız.

Aydınlatabilmemiz için önce kendimizin Aydınlanması gerek..

Kendimizin ve Bütünün en yüksek hayrına IŞIK ve ŞİFA Olması dileklerimle ve Tüm Sevgimle..

Ve de öyle OLdu çok şükür

Alev Cedimağar





25 Ekim 2018 Perşembe

PERU, BOLİVYA, UYUNİ (TUZ ÇÖLÜ) ŞİLİ SEYAHAT NOTLARIM...



Peru’ya giderken tabii ki büyük heyecan vardı. Bu heyecan öncelikle Machu Picchu kaynaklıydı. Bir de itiraf edeyim ki ilk kez 13 saat'lik bir uçuş yapacağım ile alakalıydı :)) 
Tabii Uyuni Tuz Gözlü hakkında bilgim olsaydı sanırım orası için de aynı derece de heyecanlanırdım. Çünkü Uyuni bilinmeyen bir güzellik muhteşem bir yer.. Bununla birlikte İnanılmaz enerji geçişleri ve olağanüstü olaylar yaşadım anlatılacak gibi değil. Neyse ki yanımda ki arkadaşlar şahit :)) Bu yüzden arkadaş sohbetlerimiz çok heyecanlı geçiyor :))

Şimdi gelelim notlarıma ve gözlemlerime, 

* Peru’nun İstanbul gibi acaip bir trafiği var. Hava alanından otele kadar ulaşmamız 3 saat sürdü desem sanırım yeterlidir. 
Tüm gezginlerin yazdıklarını ya da internette bilinen bilgileri yazmayacağım. O yüzden size detay bilgiler vereyim.

·    *  Peru da Otel kahvaltısı international denilen şekilde hazırlanmış olsa da kendi yerel yiyecekleri de var. Mesela krep’in yanında duran kıyma’yı yedikten sonra onun kıyma değil tavuk kanı olduğunu öğrenmiş oldum :)) Lakin içinde baharatlarıyla falan gayet lezzetliydi. Bunu da yemiş oldum :))
·   *  Bu bölge de “Kişniş” yemeklerde hep kullanılan bir bitki. Kuru veya taze tüketiliyor. Aynen bizim maydanoz koymamız gibi bir şey. Lakin bir bile her şeye maydanoz koymuyoruz. Burada bulunduğumuz süre boyunca anladım ki ben kişniş’den nefret ediyorum hiç bana göre değil. Hem ağır bir kokusu hem ağır baharlı bir aroması var ve her şeyin içine yakışmıyor. Yani insan balığa bile bunu koyar mı kardeşim diye isyan edesim geldi.
·     *    Peru da mutfak çok karışık. Yani çin mutfağının da izleri var. En meşhur yemekleri  Ceviche (Sevice) yani çiğ deniz ürünlerini (balık,karides, ahtapot, midye ) limonlu su’da bekletip terbiye ediyorlar ve  patates, mısır, avakado vb sebzeler ile servis ediyorlar. Muhtemelen ateşin kutsal sayılıp ritüeller haricinde kullanılmadığı zamanlardan kalma bir yiyecek. Çünkü o zamanlar böyle limon gibi asidi yüksek meyve sularıyla yemeklerini etlerini terbiye yapıp pişirirlermiş.  Ben yerken yine içinde abartı deredecede kişniş olduğu için yiyemedim fakat yiyenler çok beğendi. Sonuçta bol baharatlı ve her telden çalıyor diyebilirim.
·      Perulular Latin Amerikanın Kesik Damarları olarak tanımlanıyor. Fiziksel özellikleri Kısa boylu, büyük kulaklı, uzun kafalı insanlar.. Yani inkaların torunları.. Bu arada ek olarak gülmeyen, çok ciddi, mutsuz bir duruşları olan bir halk olduklarını da söyleyerek kendi gözlemlerimi ekleyebilirim. Cidden hiç gülen bir Perulu görmedim.  Daha da ilginç olan Peru erkekleri kıl tüy hiç sevmiyor ! Sanırım bu da atalarından gelen bir alışkanlık ya da gelenek. Çünkü eski inkalar kolyelerinde cımbız benzeri bir alet taşır ve sürekli yüzlerindeki  sakallarını tüyleri falan alırlarmış. Muhtemelen bu yüzden erkekler köse ya da o derece hergün yüzlerini temizliyorlar bilemiyorum. Lakin gördüğüm kadarıyla kadınlar tüy konusunda erkekler kadar titiz olmadıkları için onların yerine de gayet rahatlar  :)))  
·   *      Peru’da İspanyolların etkisi ya da doğru tabirle sömürüsü çok etkili olmuş.  Perulular ilk İspanyolları gördüklerinde onları tanrıları zannetmiş. Çünkü hayatlarında daha önce kendilerinden başka insan görmemişler. Dolayısıyla İspanyollar geldiğinde onlara tapınmışlar aman allahım hangi köşeye oturtup nereyi vereceklerini şaşırmışlar .  Tabii İspanyollarda durumu anlayıp çok güzel faydalanmış. Tüm inka altınlarını ele geçirmişler, halka büyük işkenceler yapmışlar ve tabii halk sonra boylarının ölçüsünü almış lakin iş işten geçmiş :)  İspanyollar tüm altınları eritip külçe haline getirip ingiltereye aktarmışlar (kendi ülke borçları için)  dolayısıyla eşsiz inka altınları ve hazineleri yok olmuş gitmiş.. Tabii neyse ki hepsi değil. Müze de sergileyebilecekleri birkaç tane kalmış çok şükür.  Dünyanın tekamül tarihi cidden çok ilginç..
·     *    Peru halkı halen sömürünün etkisinde. Yani gittiğimizde seçim vardı ve dolayısıyla da konu konuyu açtı. Şimdiye kadar kendi yerel yönetiminden bir başkan çıkmamış. Şu anki başkanları Amerikalı imiş. Yani peru cumhuriyeti lafı falan görüntüde var. Geri planda başka işler dönüyor. (nerede dönmüyor ki ? )
·      ismi çok sık geçen Vaskar aslında bir bölge değil son inka kralının kardeşinin ismi. İNKA ise kral anlamına geliyor. O yüzden aslında halka inkalar denmiyor. İNKA bir medeniyet ismi . halk ismi değil. Aslında onlar Perulu. Yani böyle isimlendirilmesi gerekiyormuş.
·    *     Bu bölge’de en akıllı Şili halkı çıkıyor ve İspanyollara boyun eğmiyor.
·     *    Cusco asıl inka halkının yaşadığı yere deniyor. (Türkiye’nin Diyarbakırı gibi düşünebiliriz)
·     *    Halk Aymaya, Keçiora dili kullanıyor. Yani gerçek dilleri bunlar. Konuştukları dilin alfabesi yok. Moğolcoya benziyor. Benzer kelimeler inka’da da var. Dolayısıyla Kızılderililer İnkalarla akraba mı sorusuna cevap olabilir. Tabii bu cevap Türklerle de akrabamı diye yeni bir soru sordurabilir. Çünkü bazı Türkçe kelimelerle çok benzerlikler varmış. Mesela HATUN keçiora dilinde EV demekmiş.  Yani Hatun’a gidiyorum demek eve gidiyorum demek ;) Hatta rehberimiz halk İngilizce bilmez anlatmaya çalışmayın. Türkçe konuşun (!) Kısa Türkçe cümleler kurun onlar içlerinden bazı kelimeleri anlayor çünkü benzer kelimeler var diye bize tembih bile etti.. Nitekim anlıyorlar.. Cidden çok ilginç çok muhteşem bir şey …
·     *    İndian nasıl Hintli demekse, Andian da Ant dağlarının yerlilerine kullanılan bir kelime. Bu halk Titicaca gölü çevresinde yaşıyor.
·     *    Bölge pasifik okyanusundan Atlantiğe kadar 4 kısıma ayrılıyor.
·       1.Kısım Pasifik okyanusu, 2. Kısım Çöl arazisi, 3. Kısım Dağ arazisi (ant dağları) ve 4. Kısım Amazon ormanları.  Dolayısıyla çok zengin bir ülke. Lakin ABD sadece ŞİLİ’yi kardeş ülke ilan ettiği için diğerlerini fakir bırakmak için bütün ambargoları koymuş ve halk çok fakir. Bunun tam tersi de Şili çok zengin.. Evet politik oyunlar her yerde..
·     *    CUSCO deniz seviyesinden 3200 mt yükseğe kurulmuş bir şehir. Buraya ilk indiğimizde uzay yürüyüşünde gibi hissettim kendimi. Sanki boşlukta yürüyormuşum gibi. Bize tansiyon hapı almamız ya da bölgenin meşhur bitkisi coco yaprağı çiğnememiz söylense de ben kendime güvendim ve hiçbir şey kullanmadım. Çok şükür bir sorun da yaşamadım. Lakin Titicaca’da rakım daha fazla yükseldi ve hızlı yürümek, konuşmak gibi tüm doğal işlevlerimizi mümkün olduğu kadar azaltmak ve yavaşlatmak durumunda kaldık çünkü oksijen yok. Hatta o kadar yok ki, otellerde oksijen odası var. Neyse ki ihtiyacım olmadı lakin hayatımda ilk kez hem nefes alıp hem alamamayı bir arada yaşadım. Hava var oksijen yok ! Çok acaip bir durumdu. Ve bir kez daha NEFES almanın mucizesini, sağlığını, güzelliğini anladım. Çok şükür her nefes hepimize ŞİFA OLsun.. nitekim öyle de oluyor..
·     *    Bu arada rehberimizin hep bahsettiği meşhur yemeği KUYİ’de bizzat gördük. Yani hamster yani fare ! :)))  Bazı arkadaşlar merak edip yiyip denese de sonrasında çok da özel değilmiş falan dediler zaten hakkını vererek yiyen de çıkmadı. Herkes ucundan kıyısından yedi tadına bakmış oldu. Halbuki onu ince kemikleriyle çatır çatır yiyip bitirmek lazımmış :)))))) Aman neyse ben ördek etimi yedim gayet mutluydum hiç de merak etmedim.
·     *    İlginç olan bir şey daha var ki o da peru (inka) bayrağının gökkuşağı renklerinde olması ve dolayısıyla LGTB’yi çağrıştırması dolayısıyla pek çok resmi kurumlardan kaldırılması.. İşte bu çok can sıkıcıydı.. Gerçi halk kendi bayrağına sahip çıkmıyorsa ben ya da biz ne yapalım
·     *    Sokaklarda kedi hiç yok. Önce niye yok acaba kedi de mi yiyorlar ? diye düşünsem de yemediklerini öğrendiğimde hepimiz bir şaşırdık. Lakin her yerde köpek var. Bir de peru halkı köpeği çok seviyor ve bizim gibi tasma falan takmıyorlar. Herkesin köpeği yanında özgürce tın tın yürüyor. Çok tatlılar. Köpeklere polar giysiler dikmişler. Yattıkları yere polar seriyorlar falan. Tabii düşününce niye sadece köpek olduğunu spiritüel olarak anladım. Boyut kapılarından bir tanesi Peru’da ve köpekler boyut kapılarındaki giriş ve çıkışı kontrol etmek için dünya’da görev yapan elemental varlıklardan biri..dolayısıyla orada çok köpek olması da gayet anlaşılır bir şey. ;)
·        Peru da en pahalı şey benzin. 3.8 litre yani 1 galon benzin 1.3 dolar. Dolayısıyla halk mümkün olduğu kadar araba kullanmıyor. İnsanların çektiği araçlar, (Çek çek) bisikletler çok yoğun. Genelde de halk yürüyor.
·      Peru’da en az 50 çeşit mısır ve 3.000 çeşit patates var. Hatta bazı patatesleri mantar zannettik bazılarını siyah erik..  O derece değişik. Yalnız bu ürünlerini satamıyorlar. Lakin tohumlarını inanılmaz özenli koruyorlar. Ülke dışına tohum çıkarmak yasak.  Bu arada Peruluların övünerek söyledikleri meşhur bir sözleri var.  Soya mas Peruano que la papa”. Yani “Ben patateslerden daha peruluyum” demek istemektedirler.
·        Burada eskiden halk özel eşyalarıyla gömülürmüş. Bu gelenek halen bazı yerlerde devam ediyor.
·     *    Herkesin zannettiğinin aksine Machu Picchu (Yaşlı Dağ demek)  içinde ritüel yapmak vs.yasak. Zaten bilinen aksine burası bir kampus, bir eğitim alanı olarak kullanılıyormuş. Botanik ve Genetik çalışmaların ilk yapıldığı yer olarak anlatılıyor. Burada yaşayanlar akraba değillermiş. Akraba olmamasına dikkat edilirmiş. Bu da ilginç bir ayrıntı. Sanırım genetik çalışmalarla ilgili bir seçim olabilir. 1911 yılında Amerikalı kaşif Hiram Bingham tarafından tesadüfen bulunmuş. Şu an Unesco koruması altında. Burada her istediğinizi yapamıyorsunuz.   Zaten ziyaretçiler içinde sivil polisler var ve her şeyi takip ediyorlar. Ben şuraya gidip biraz oturayım diyemiyorsunuz. Yürüme yerleri kalın halatlarla çevrili. O halatların dışına çıkınca hemen hiç ummadığınız bir yerden size doğru bir düdük sesi geliyor. Eğer umursamazsanız o zaman düdüğü sahibiyle yanınızda buluyorsunuz J)))
·   *      Titicaca’da otellerde kalorifer yok. Çünkü Puno (panter demek) yani Titicaca gölünde yaşayan insanlar için Ateş çok kutsal ve gereksiz yakılmıyor. Sadece yemek yapmak için bir de kendi dini ritüellerinde yakılıyor.  Meğerse o yüzden halk üst üste giyiniyormuş öğrenmiş olduk. Üşüdükçe giyiniyorlar fakat ateş yok.. Asıl ilginç olan bunu otellere falan da taşımış olmaları.. Neyse ki bizim otelde elektrikli ısıtıcılar vardı da sıcak sıcak yattık yoksa yanmıştık.
·     *    Peru’dan Bolivya’ya yürüyerek geçtik. Hem de bir halk pazarının içinden tavukların yemeklerin arasından. Gümrük kapısının karşısında bir bakkal vardı. Oradan su aldık. Sonra klübe gibi bir gümrük binasından pasaportlarımıza çıkış basıldı ve hoooppp diye diğer tarafa Bolivya’ya geçtik. Buradan geçerken halkın fotosunu çekmek üzereydik ki rehberimizden tam zamanında bir uyarı aldık. Halk foto çektirmiyor. Fotoğrafın ruhlarını esir aldığını düşünüyor. Yani eski inanç ve adetlerini devam ettiriyor. Önceki gruplardan birisi ısrarla çekmek istemiş ve yemek yapan kadın önündeki tavukları yemekleri gruba fırlatmaya başlamış. Tabii bu son bilgiyi de alınca hiçbirimiz foto falan çekmedi.
·     *    Bolivya’nın resmi Başkenti SUKRE’dir. Fakat herkes en çok LA PAZ’ı bildiği için lapaz zannediliyor.
·     *    Lapaz 4400 deniz seviyesinden 4400 mt yükseklikte dünyanın en yüksek futbol, basketbol sahalarına sahip bir ülke. Fakat başka ülkelerden gelen sporcular burada oynayamıyormuş (alışık değiller nefes alamıyorlar. Onlar koşana kadar Bolivya takımı golü atıyordur) dolayısıyla da milli maçlar ortak seçilen bir ülke’de yapılıyormuş.
·    *     Bolivya’da Aymara dili yaygın konuşuluyor. Burada İspanyolca geri planda. (Bu arada peru dahil tüm bölge’de İspanyolca konuşulduğunu da belirteyim) Burada inka medeniyetini temsil eden dinlere tapıyorlar. Fakat bir tarafları da hristiyan. Yani hristiyan misyonerler burada işini iyi yapmış halkın kafasını karıştırmış. Dolayısıyla da halk hem hristiyan hem de kendi din ve inançlarını birlikte sürdürüyor. Mesela kilisenin önünden geçerken haç işareti yapıp diğer tarafta yemeklerinden ya da içeçeklerinden bir miktarı önce yeryüzü tanrısına (PAÇAMAMA) döküp onu onurlandırmayı da unutmuyorlar.  Aslında biraz bizim gibi.. Malum şaman atalarımızdan gelen adetleri halen bir şekilde uyguluyoruz (adak adamak, ağaca çaput bağlamak vs. gibi)
·     *    Bolivya’da ki en ilginç yerlerden biri gittiğimiz “Cadılar Sokağı” idi.. burası ile ilgili de daha önce facebook sayfamda detaylı yazmıştım. Bir şaman büyücü kişiye yapması için bir büyü reçetesi veriyor. O kişi de bu reçeteyi büyü dükkanına götürüp gerekli malzemeleri alıyor ve uyguluyor.  Günümüzde kullanılmıyormuş lakin dükkanları gezdiğimizde hem enerjisinden hem de satılan malzemelerden (kurutulmuş fare, deve cenini, yılanlar vs.) halen aktif olduğu çok belli.
·     *    Tiwanaku  bilinmeyen bir medeniyet ve inka’lardan çok önce varmış. Tarih niye onlardan az bahsediyor bilmiyorum.  Tiwanaku o aslında BURADA DURALIM anlamına geliyormuş. Her şeyin üstünde T harfinin bulunması bunu ifade ediyor. Bu arada Twinako’ların güneş tapınağı kapısından geçip tüm kabile olarak yok olduklarını da ayrıca belirteyim.. (bu bahsettiğim boyut kapısı)
·        Bolivyalı ve Perulu kadınların o gördüğünüz geniş renkli eteklik, şapkalı kıyafetlerine ÇOLİTA deniyor ve acaip güzel.. yalnız nasıl o kadar kabarık duruyor çözemedik acaba içinde kabarık tela mı var diye merak ediyorum. Gerçi hanımların basenler çok geniş. Belki de doğal halleridir.
·     *    Şili’de 1960 yılına kadar görme özürlülerin oy kullanması yasakmış.
·    *     Şili’de 2005 yılına kadar boşanmak yasakmış. O yüzden kimse evlenmiyormuş ve tüm çocuklar resmi evlilik dışı dünyaya geliyormuş. Şimdi serbestmiş fakat yine de halkın evlilikten yana olduğu söylenemezmiş.
·    *     Şili Dünya’nın Bakır ihtiyacının %40’nı karşılıyor.  Ayrıca Şarap konusunda da Dünya’da 9. Üretici ve 5. İhracatçı. Evet Şili şarapları gerçekten çok güzel..
·     *    Dünya’da sabah kahvaltısında (bizden sonra) zeytin yiyen tek ülke ŞİLİ olduğunu öğrenmek bizi hem şaşırttı hem mutlu etti. Yalnız niyeyse buna rağmen otel kahvaltısında zeytin olmaması bize ilginç geldi.. Marketlerde falan ise kahvaltılık zeytin kaynıyor..
·     *    Ülke’de Türkler biliniyor. Yalnız Ortadoğu ülkelerinden gelen ve kendini Türk olarak tanıtanları da Türk olarak tanıyorlar. Bununla birlikte onlar için gerçek Türk Türkiye Türkü.. Hatta rehberimiz soran olursa Türkiye’den geldik diye belirtin demişti. Nitekim yaşadım da.. Markette nereli olduğumu soran çalışana önce Türküm dedim. Şöyle bir hımm dedi. Sonra aklıma geldi. Türkiye’den geldim deyince yüzünde güller açtı hoş geldiniz iyi tatiller demeye başladı. Şili halkı Türk dizilerini de çok seyrediyormuş. Dolayısıyla Türklere karşı bir sempatisi var. Nitekim en sevdikleri dizi fatmagülün suçu ne, aşkı memnu gibi dizilerin oyuncuları oraya gitmiş TV’lere çıkmış. Yani herkes Türkiye’yi ve Türkleri biliyor , seviyor.
·     *    Burada 1970 yılında Proçe darbesi olmuş. Dünya’da ilk kez CUMARTESİ ANNELERİ burada bu darbe ile başlamış. Mapuche (yeryüzü insanları anlamına geliyor) deresinde 300 bin kişi öldürülmüş.  Çok acı olaylar yaşanmış. Bunların detayını internetten bulabilirsiniz çok detaya girmeyeceğim. Lakin burada halen annelerin kayıp çocuklarını aradıklarını ve her sene (ya da ay olabilir tam hatırlayamadım) cumartesi annelerinin toplanmaya devam ettiklerini söyleyebilirim.
·       Bölge’de koyunculuk falan yok.  Bolivya ve Şili’ye doğru büyükbaş hayvan görünmeye başlıyor. Peru da bilinen tek hayvan Lama ve Alpakalar. Yünleri, etleri , taşımacılık her şekilde kullanılıyor. İkisi de evcil tür ve çok sevimli hayvanlar.  Kıyafetlerde özellikle Alpaka yünü kaliteli ve pahalı olarak bulunuyor. Bir de Vicuna’lar var. Bunlar vahşi deve. Yalnız görünüşleri geyiğe benziyor ya da karaca’ya diyebilirim. Bunlar dağlarda keçiler gibi özgür ve grup halinde yaşıyorlar.  İlk gördüğümde bunların deve familyasından geldiğine inanamamıştım.
·     *    Şili’de paskalya adasından getirilen bir MOHE taşı var. Oradan buraya taşınan tek anıt. Bu anıtlar tanrı şeklinde. Taşlara MOHE deniyor yoksa her tanrı figürünün farklı bir adı var.
·    *     Şililerin de kökü peruya dayanıyor. Yani inka kültürüne. Birbirlerine düşman falan değiller. Yalnız şili’liler daha Avrupalaşmış ve karma bir halk haline gelmiş. Bounes Ares Güzel Hava demek ve cidden havası ve dolayısıyla şehir çok temiz. Bu arada Şili Latin ülkelerinden en fazla göç alan ülke durumunda. (bu da gayet normal çünkü zengin bir ülke)
·   *      Bu arada en komik gözlemimi en sona bırakıyorum :)  Bu bölge’de çok ilginç bir tuvalet sistemi var. Sifonu çekiyorsunuz önce bir hava püskürtüyor sonra su geliyor. Dolayısıyla da acaip bir ses çıkıyor ve tuvalet komple temizleniyor. O yüzden bizim gibi tuvaletin yanına fırça koyma alışkanları yok. Yalnız ben ilk kez kullandığımda öyle bomba gibi bir ses çıktı ki, eyvah tuvalet bozuldu şansa bak şeklinde kalakalmıştım. Sonra olayı çözdüm. :)) Yani giderseniz buna da hazırlıklı olun diyorum :)))

Evet geldik bir peru, Bolivya, uyuni, şili gezimin sonuna..
Pek çok bilgiyi size oralardan hemen yazıp facebook sayfamda paylaştığım için o kısımlara çok değinmedim.  Umarım bu bilgiler de sizi mutlu etmiş ve kafanızdaki bazı sorulara cevap verebilmiştir..
Herşeyin gönlünüzce olması dileğimle, hepimize bol seyahatli keyifli sağlıklı günler OLsun <3
Siz niyetinizi yapın, emin olun o niyet vakti saati geldiğinde sizinle paralel harekete geçiyor ;)
Alev Cedimağar